Osmanlı coğrafyasında kültürel ve ekonomik istila vakıf mallarına da yansımıştı. Vakıf mallarının İkinci Meşrutiyet sonrası ortaya çıkan uygulamalarla misyonerlere satışı ve devri de serbest bırakılmıştı…


Osmanlı coğrafyasında kültürel ve ekonomik istila vakıf mallarına da yansımıştı. Vakıf mallarının İkinci Meşrutiyet sonrası ortaya çıkan uygulamalarla misyonerlere satışı ve devri de serbest bırakılmıştı…

Bir zamanlar İpek Yolu üzerinde kurulan ve önemli bir ticaret merkezi olan Erzincan, tarihte çeşitli medeniyetlere sahne olmuş. Günümüzde yurt içi turizminde dört mevsim tercih edilen şehrin en önemli özelliği belki de bu tabii dokusunu muhafaza etmesidir…

Şemsü’l-İrşâd risalesi, isminden de anlaşılacağı gibi, Sultan Mehmed Reşad Han’ı irşad ve onu bazı hususlarda ikaz maksadıyla yazılmıştır.

1900 yılında Suriye çöllerinde yaşayan ve devlet idaresinden uzak kalan aşiretler kendi aralarında “gazve” dedikleri ve tamamen gayrimeşru bir şekilde birbirlerine saldırıp mallarını ve canlarını gasp ediyorlardı.

Vasıtaların sadece binek hayvanlarından ibaret olduğu, teknolojinin hiç gelişmediği eski devirlerde hacca gitmek acaba nasıldı? Buyrun bunun cevabını hep birlikte arayalım…

Çin’in en uzun başşehirlik yapmış imparatorluk şehri ve İpek Yolu’nun kara hattının başladığı Şian, ülkenin tarihi ve kültürü bakımından birçok mühim unsurunu barındırmasının yanı sıra içi “Kur’ân dolu” bir camiyi de barındırıyor.

Orta Asya’dan Akdeniz’e Aral Gölü’nden Mısır’a kadar uzanan geniş bir devlet kurmayı başaran Selçuklular Fars dili, edebiyatı ve kültürüyle yakından ilgilenmişlerdir. Selçuklu sultanlarının şahsi gayretleri, Farsçanın büyük bir kültür ve edebiyat dili haline gelmesinde önemli rol oynamıştır…

İsviçre, Avrupa’nın merkezinde, küçük bir ülke olsa da bizim tarihimiz açısından ayrı bir önemi var. 10 ülkenin topraklarında 2779 km yol alan ve kültürümüzün hemen her köşesinde adı geçen Tuna nehri İsviçre’den doğuyor.

Her şeyden önce kalemin faziletine, Nefeszâde İbrahim’in ifadesiyle, “Onun üzerine yemin buyrulması” yeter bir sebeptir.

Dünyada bir insan tarafından üretilen ilk dildir Bâleybelen. Şair ve mutasavvıf Muhyî-i Gülşenî ise bu dilin müellifidir. Muhyî sekiz yılda grameri, kelimeleri, vezinleri ve hatta örnek eserleriyle sıfırdan bir dil inşa etmiş ve bu dilde on bin kelime türetmiştir…