Manşet, Sanat Tarihi, Selçuklu Tarihi

Taşa Nakşedilen Âyet-i Kerîmeler

karatay medresesi

Selçuklu’dan Osmanlı’ya uzanan süreçte Konya’da inşa edilen yapılardaki kitabeler, âyet-i kerîmeler ve hadîs-i şerîfler aracılığıyla mimariyi süslemekle kalmaz; fetih ruhunu, ilim anlayışını ve toplumun manevî dünyasını da yüzyıllar ötesine taşır…

Kültürümüzün ve tarihimizin geleceğe aktarılmasında önemli bir belge olma özelliği bulunan kitabeler üzerine son yıllarda önemli çalışmalar yapılıyor. Arapça “ketebe” kökünden gelen “kitabe”nin Türkçedeki karşılığı “taşa kazanmış yazı yahut yazıt”tır. Kitabeler, tarihçilerin araştırmalarında başvurdukları ilk kaynaklardan biridir.

Yapının estetiğini tamamlayan unsur olan kitabeler, genellikle eserlerde insanların ilk bakışta görebilecekleri yerlere konulmuştur. Bazen bir eserin taç kapısına, bazen de önemli bir duvarına kabartma veya oyma teknikleriyle mermer ya da taş üzerine yazılır. Bu yazılar sayesinde eser, eseri yapan veya yaptıran kişi ve yapıldığı dönem hakkında bilgi sahibi olmaktayız. Bu kitabeler sayesinde hem günümüze ulaşan hem de ulaşamayan eserler hakkında önemli bilgilere erişilebilmektedir.

Bu kitabeler, incelenerek ait oldukları dönemin sanat, edebiyat, ilim, tarih, mimari, tasavvuf, mezhep anlayışları ile sultanlar, vezirler, devlet adamları ve meslekler hakkında malumat sahibi olunabiliyor. Kitabede kullanılan ifadeler, lakaplar, âyet-i kerîmeler ve hadîs-i şerîfler vasıtasıyla dönemin dinî yaşantısı da anlaşılabiliyor.

Bu hususta Batı dünyasında çalışmalar 17. yüzyılda başlamış. Ülkemizde ise 19. yüzyıldan itibaren önemli çalışmalar yapılmıştır. Günümüzde kitabe bilimi “epigrafi” olarak adlandırılmakta.

Biz bu çalışmamızda epigrafi ilmini müstakil olarak incelemek yerine yıllarca Selçuklulara başşehirlik yapmış Konya’daki Selçuklu, Karamanoğlu ve Osmanlı dönemlerine ait medrese, hankâh, cami, mescid, çeşme ve kale gibi eserlerdeki kitabelere nakşedilen âyet-i kerîmelerin tespitini yaptık.

Günümüze ulaşan eserlerin kitabeleri ile eserin kendisi yıkılmış yahut kaybolmuş olduğu hâlde, müzelerde bulunan kitabeleri değerlendirmeye aldık. Bu kitabelere sanat eseri hassasiyetiyle nakşedilen âyet-i kerîmelerin yazılma sebeplerini inceleyerek dönemin manevî atmosferini anlamaya çalıştık. 

Kitabelerde yer alan âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîfler, yapılar hakkında genel bilgi vermektedir. Yazıların içeriğine göre yapıların işlevi de anlaşılabilmektedir. Kitabede namazla ilgili ifadeler varsa yapının mescid veya cami; suyla ilgili ifadeler varsa çeşme veya şadırvan; ilimle ilgili ifadeler varsa medrese, darülkurra veya darülhadis; ölümle ilgili ifadeler varsa kümbet veya türbe olduğu anlaşılıyor.

Yaptığımız incelemede Selçuklu dönemine ait 13 eserde, 17 farklı sureden 101 âyet-i kerîme; Karamanoğlu dönemine ait 2 eserde 2 farklı sureden 2 âyet-i kerîme; Osmanlı dönemine ait 18 eserde ise 5 farklı sureden 23 âyet-i kerîme tespit edilmiştir. Böylece toplamda 33 eserde 24 farklı sureden 126 âyet-i kerîme belirlenmiştir.

Yazının tamamını Yedikıta Dergisi 215. sayısından (Temmuz 2026) okuyabilirsiniz.

Önceki MakaleSonraki Makale

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Merhaba! Size tarih hakkında nasıl yardımcı olabilirim?