Şanlı tarihimiz, nice az toplulukların nice çok topluluklara galip geldiği zaferlerle doludur. Öyle ki kimisi tarih kitaplarının derinliklerinde kalmış, hak ettiği değeri bulamamıştır. Kendini Avrupa’nın kralı ilân eden Şarlken, gözünü Cezayir’e diker. Ancak kendini beğenmiş kibirli ordusuna, gözü pek bir Osmanlı levendi dur diyecektir…
Preveze Deniz Zaferi’nin üzerinden henüz üç yıl geçmişti. Akdeniz’de, Osmanlı donanmasına diş geçirebilecek hiçbir kuvvet kalmamıştı. Kanuni Sultan Süleyman Han, muzaffer ordusuyla Budin Seferi’nden yeni dönmüştü. Zira sefer mevsimi bitmek üzereydi ve Barbaros Hayreddin Paşa da donanmasıyla birlikte, İstanbul’a doğru yelken açmıştı. Bu esnada İspanya kıyılarında bir hareketlilik yaşanmaktaydı. Karada Osmanlı’yla baş edemeyen düşman, büyük bir donanma kurma derdindeydi. Anlaşılan Kutsal Roma-Cermen İmparatoru Şarlken, aldığı yenilgilerden ders çıkarmamıştı.
Şarlken’in Büyük Filosu Cezayir Önlerinde
Preveze’nin intikamını almak isteyen Şarlken, Cezayir’i almaya karar vermişti. Niyeti, Osmanlı donanmasının uzakta olmasını da fırsat bilerek, ani bir baskınla işi “oldu bittiye getirmek”ti. 28 Eylül 1541’de, 514 gemiden meydana gelen büyük bir donanma, mağlup Cenevizli amiral Andrea Doria idaresinde, Majorca Adası’ndan yola çıktı. Ayrıca 65 baştarda (büyük kadırga), donanmaya destek veriyordu. Gemilerde, 50 bin civarında denizci ve kara askeri bulunmaktaydı. Birleşik Haçlı armadasında, Güney Amerika’yı istila ederek Aztek ve İnka medeniyetlerini yok eden Hernan Cortez de yer alıyordu.
Şarlken’in donanması, büyük bir festival havası içerisinde ve tantanalı biçimde Cezayir’e ulaştı. 20 Ekim’de, Cezayir’deki Harraş Çayı’nın ağzında, 25 binden fazla tepeden tırnağa zırhlı askeri ve 200 civarında topu karaya çıkararak, kaleyi kuşattılar. Barbaros Hayreddin Paşa, evlatlığı ve deneyimli komutanı Hasan Ağa’yı, vekaleten Cezayir’de bırakmıştı. Hasan Ağa, Preveze Savaşı’nda Barbaros’un yanında merkez filoda çarpışmış, gözü pek yaman biriydi. Fakat şu anda durumu oldukça kötüydü. Kalede sadece 800 Türk levent ve 5 binden az Arap gönüllüsü bulunmaktaydı. Güz mevsimi sebebiyle Osmanlı donanması da yardıma gelecek durumda değildi.
“Sakın Kalbinize Korku Girmesin!”
Hasan Ağa, hemen harp divanını topladı. Divana leventler, âlimler ve belde halkının ileri gelenleri çağrılmıştı. Divandakilerin ümitsizliğe kapıldığını gören Hasan Ağa, herkesi dinledikten sonra ayağa kalktı ve şöyle dedi: “Ağalar, karındaşlar! Şimdi bu düşmanlar gelip vilayetimiz önüne demirlediler. Bize yakışan, düşmana canla başla karşı koymaktır. Ölenimiz şehit, kalanımız gazidir. Gayret bizden, inayet Allah’tandır. Düşmanın çokluğuna bakmayınız. Zira az askerle çok askeri bozmak, Allah’ın yardımıyla eskiden beri olagelen bir hâldir. Sakın kalbinize korku girmesin! Allah’ın inayeti, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) mucizesi ve erenlerin himmetiyle, düşmana öyle bir ders verelim ki padişahımız ve kumandanımızın güvenini boşa çıkarmayalım. Gelecek nesiller de bizleri rahmetle yâd etsin.” Bu konuşma, yürekleri ferahlatmıştı.
Aynı saatlerde İspanyol ordugâhında da toplantı vardı. Şarlken, komutanlarıyla durumu konuşuyordu. Aslında onlara göre konuşulacak bir durum yoktu. Kendileri gibi büyük bir orduya ve donanmaya karşı koymanın, akıl kârı olmayacağına inanıyorlardı. En kısa zamanda Cezayir’i ele geçirip, kaleye bayrağını dikeceğine inanan Şarlken, ileri gelen komutanlarına şöyle demişti: “Barbaros, bu Hasan Ağa’yı akıllı adam diye yerine oturtmuş. Bir avuç Türk ve silah kullanmaktan habersiz şehirliyle beni, Cezayir ülkesinin efendisi olmaktan alıkoyabileceğini düşünmek ne büyük cüret! Eğer aklı başında olsaydı, bir an önce ayaklarıma kapanır, benden aman dilerdi.”
Kapak yazısının tamamını Yedikıta Dergisi 215. sayısından (Temmuz 2026) okuyabilirsiniz.




