Kültür Tarihi, Manşet

Seyahatnâme’ye Vesile Olan Bursa Seyahati

bursa

Evliya Çelebi’yi ve onun cihanı kucaklayan muhteşem “Seyahatnâme”sini bilmeyenimiz yoktur. Seyahatlerine, mübarek bir rüyanın işaretiyle başladığı da herkesçe malum. Peki, gezip gördüklerini böyle büyük bir eserde toplamaya vesile olan hadise neydi? Gelin, bu eserin yazılışına kapı aralayan Bursa yolculuğuna ve nihayetinde müsade ile kaleme alınan “Seyahatnâme”nin doğuşuna birlikte vâkıf olalım…

Evliya Çelebi, dünya seyyahları arasında akla gelen ilk isimlerden. Yarım asır boyunca gezip gördüğü yerleri, kendine has üslubu ve güçlü gözlem yeteneğiyle kaleme aldığı meşhur Seyahatnâme’si ise dünya kültür mirasının en saygın eserlerinden. Nice yazar onun yazdıklarından istifadeyle Osmanlı’nın bir dönemini daha yakından anlatmış, nice okur da uzak diyarları onun gözüyle müşahede etme imkânı bulmuştur. Biz ise bu defa Evliya Çelebi’nin seyahatlerinde gördüklerinden ziyade, Seyahatnâme’nin kaleme alınış serüvenine yolculuk yapalım.

1611 yılında İstanbul Unkapanı’nda doğan Çelebimiz, Saray-ı Âmire Kuyumcubaşısı Derviş Mehmed Zıllî Efendi’nin oğlu olarak seçkin bir aile içinde yetişti. İlk eğitimini ailesinden aldıktan sonra medrese tahsili gördü, hıfzını tamamladı ve babasından hattatlık dersleri aldı. Ancak onu asıl şekillendiren, kabiliyeti sayesinde girdiği Enderun oldu. Hem medrese ilmi hem de saray terbiyesiyle yoğrulan Çelebi, bu donanımıyla devrinin en müstesna şahsiyetlerinden biri hâline geldi. Saraydaki muhiti; âlimler ve sanatkârlarla kurduğu dostluklar sayesinde bilgi, görgü ve ufku genişledi. İki yıl kadar kaldığı Enderun’dan 40 akçe maaşla sipahi zümresine dâhil edilerek çıkan Evliya Çelebi, devlet kademelerinde yükselme imkânı varken hayatını öğrenme arzusuna ve seyahate vakfetti.

Geniş hayal dünyası ve biriktirdiği ilim, Evliya Çelebi’nin içindeki seyahat arzusunu kabına sığmaz bir hâle dönüştürmüş olmalı. O, bu büyük seyahate başlamasına vesile olan hadiseyi, 1630 yılının Aşure gecesi gördüğü meşhur rüyaya bağlar:

İstanbul’da Ahî Çelebi Camii’nde, Peygamber Efendimiz’i (s.a.v.) ve Ashâbı’nı görür. Efendimiz’in (s.a.v.) huzuruna geldiğinde heyecana kapılıp, “Şefaat yâ Resûlallah” diyeceğine “Seyahat yâ Resûlallah” der. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) tebessüm ederek şefaati, seyahati ve ziyareti ona müjdeler; cemaatte bulunan Ashâb-ı Kirâm’ın duasını alır; Sa’d bin Ebî Vakkâs (r.a.) da gördüklerini yazması temennisinde bulunur.

Bunun üzerine İstanbul’u semt, köy ve kasabalarıyla, bahçe ve gülistanlarıyla gezen seyyahımız, daha büyük seyahatler yapma niyetindedir. Artık ona İstanbul dar gelir. Ve bundan sonra “Allah bir şeyi irade ederse sebeplerini de hazırlar.” sırrı tecelli eder.

Yazının tamamını Yedikıta Dergisi 215. sayısından (Temmuz 2026) okuyabilirsiniz.

Önceki MakaleSonraki Makale

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Merhaba! Size tarih hakkında nasıl yardımcı olabilirim?