Kendini Avrupa’nın kralı ilân eden Şarlken, gözünü Cezayir’e diker. Ancak kendini beğenmiş kibirli ordusuna, gözü pek bir Osmanlı levendi olan Hasan Ağa dur diyecektir…


Kendini Avrupa’nın kralı ilân eden Şarlken, gözünü Cezayir’e diker. Ancak kendini beğenmiş kibirli ordusuna, gözü pek bir Osmanlı levendi olan Hasan Ağa dur diyecektir…

Gelin, Seyahatnâme’nin yazılışına kapı aralayan Bursa yolculuğuna ve nihayetinde müsade ile kaleme alınan eserin doğuşuna birlikte vâkıf olalım…

Kanuni Sultan Süleyman Han devrinde, Zigetvar Seferi’nde esir düşen Mustafa Çavuş’un, zindandaki hâlini resmedip İstanbul’a gönderdiği “görsel mektup”, Osmanlı sanat tarihinde bilinen en erken otoportre örneklerinden biridir…

Tarihimizdeki ilk yazılı İslâm hukuku örneklerinden biri olan “el-Mesâilü’l-Melikşâhiyye” kanunnamesi; Osmanlı “Mecelle”sinden tam sekiz yüz yıl önce, Sultan Melikşah’ın emriyle hazırlanmıştı…

Tuna Nehri kıyısında kurulan Silistre, akarsuların bol olduğu bereketli topraklar üzerinde yükselmiş bir şehirdir. Osmanlı hayırseverleri tarafından Silistre’de kurulan su vakıfları, bir yandan şehir halkının günlük hayatını kolaylaştırırken, diğer yandan kırsal bölgelerde yaşayan ahalinin su ihtiyaçlarının karşılanmasına büyük katkı sağlamıştır…

18. yüzyılda Hint alt kıtasına yerleşen Büyük Britanya, gücünü pekiştirmek istiyordu. Elindeki topraklarla yetinmeyen İngilizler, alt kıtanın geri kalanını da ele geçirmekte kararlıydı. Ancak bunun kolay olmayacağını, özellikle Meysûr Sultanı Tipu Sultan gösterecekti…

Üç büyük kara canavar, yani yaban hınzırı getirildi ve bir ağacın önüne arka arkaya bağlandı. Hükümdar yayını eline aldı; oku kirişe gezleyip yayı gerdi ve salıverdi. Ok, üç canavarın içinden geçtikten sonra karşıdaki sağlam gövdeli ağaca saplandı. Orada bulunanlar, padişahın bu hayret verici mahareti karşısında şaşkınlıktan parmaklarını ısırdılar.

Selçuklu’dan Osmanlı’ya uzanan süreçte Konya’da inşa edilen yapılardaki kitabeler, âyet-i kerîmeler ve hadîs-i şerîfler aracılığıyla mimariyi süslemekle kalmaz; fetih ruhunu, ilim anlayışını ve toplumun manevî dünyasını da yüzyıllar ötesine taşır…

Sultan İkinci Bayezid Han, gönlü Allah ve Resûlullah sevgisiyle dopdolu velî bir padişahtı. Her nefesinde O’na (s.a.v.) muhabbetle ilham bulan ve kalemiyle bu aşkı şiirlere döken bir şairdi. Her naatı, Efendimiz’in (s.a.v.) sevgisiyle yoğrulmuş bir gönül aynasıydı…