Avrupa’nın en büyük göllerinden birinin kıyısında; bir yanımızda tatlı suyun maviliği, diğer yanda Alp Dağları’nın gölgelediği ağaçlarda yeşilin farklı tonları, günübirlik yolculuğumuza zenginlik katıyor…
Coğrafya ile iç içe geçen eğitim hayatımda bazı dağlar, çöller ve göller, zihnimde öyle yer etmişti ki beni, bulundukları konumdan çok, isimleri etkilerdi. Taklamakan ve Kalahari çölleri, K2 ve Alp Dağları, Ölü Deniz ve Leman Gölü gibi… Bu yerler, henüz görmeden önce bile hayalimde türlü manzaralar oluşturmuştu.
Şimdi, Alp Dağları ve Leman Gölü ortak paydasında bir yolculuk imkânı bulduğumda, hissettiklerimi ve kısa güzergâhımı anlatmak isterim. Öncelikle bulunduğum bölgeden söz edeyim: Fransa ile İsviçre arasında doğal sınır oluşturan Leman Gölü’nün Fransız yakasındayım. Burası Auvergne-Rhône-Alpes bölgesi olarak biliniyor. Adından da anlaşılacağı üzere, Avrupa’nın en büyük ve en geniş sıradağ sistemi olan Alpler’in Fransa’daki uzantısının bulunduğu bir bölge. Ayrıca Orta Avrupa’nın ikinci büyük tatlı su gölü olan Leman Gölü de bu coğrafyanın en dikkat çekici doğal zenginliklerinden biri. Kıyısında Cenevre gibi büyük bir İsviçre şehri yer aldığı için Cenevre Gölü olarak da anılıyor. Bunun yanında göl çevresinde, Türk tarihi açısından da bilinen ve orada imzalanan antlaşmalarla isimleri bizlere tanıdık gelen şehirler bulunuyor: Lozan ve Montrö…
Orta Çağ’ın Küçük Kasabaları
Büyük şehirlerin hareketliliği yerine, bu güzergâhta göl kıyısına sıralanmış küçük yerleşim yerlerinin huzurlu atmosferini tercih ettim. Leman Gölü sahilinde yer alan Yvoire, Thonon ve Evian, bu rotanın duraklarıydı.
İlk uğradığımız yer, Yvoire oldu. Bu yerleşimler arasında en küçüğü fakat en iyi korunmuş olanıydı. Yvoire, Leman Gölü’nün petit lac (küçük göl) ile grand lac (büyük göl) olarak anılan iki bölümünün birleştiği burun üzerinde yer aldığı için tarih boyunca stratejik önem taşımış.




