Kültür Tarihi, Osmanlı Tarihi

Mekke-i Mükerreme Ulemasından Mektup Var!

Mekke-i Mükerreme

Tarihimizde 93 Harbi olarak bilinen 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı’nda alınan mağlubiyet, Osmanlı topraklarına bağlı İslâm coğrafyalarında hüzünle karşılanmış, Müslüman ahaliyi ümitsizliğe sevk etmişti. Bu ağır yenilginin siyasî sebepleri olduğu gibi birtakım sosyal ve dinî sebepleri de vardı. Mekke-i Mükerreme ulemasının bir araya gelerek kaleme aldığı iki mektupta, Müslümanların dinî hayatlarındaki eksiklikleri hatırlatılarak, sırat-ı müstakim (doğru yol) üzere olmaları gerektiği ifade edilmişti…

Sultan İkinci Abdülhamid Han’a, Arapça olarak 16 Eylül 1879 tarihinde gönderilen mektuplarda, İslâm dünyasındaki kötü gidişattan bahsedilmiş, Ehl-i Sünnet itikadının Müslümanlar tarafından ihmal edildiği ifade edilmiştir. Batılılar taklit edilerek, bid‘atin, Müslüman memleketlerinde yayıldığı ve Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) sünnet-i seniyyesinin terk edildiği belirtilerek ikazlarda bulunulmuştur. Ulema, bundan kurtuluş reçetesinin ancak İslâm akaidinin halka öğretilmesi, sünnet-i seniyyenin ihya edilip bid‘at ve sapkınlıkların ortadan kalkmasıyla mümkün olacağını beyan etmiştir. Bu mühim mektupların son kısmında ise Mekke-i Mükerreme’nin Hanefî, Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî müftüleriyle Mescid-i Haram müderrislerinin mühürleri yer almaktadır.

Osmanlı arşivlerinden elde ettiğimiz bu mühim mektuplardan ilkinin sadeleştirilmiş hâli, muhtasar olarak aşağıda verilmiştir:

İlahî Emirlere Tâbi Olmalı!

“Doğru yolu ve amelleri öğreten Cenâb-ı Hakk’a hamd ü sena, Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) salat ü selam olsun. Müminlerin emiri, yüce padişah, hakan-ı muazzam Sultan İkinci Abdülhamid Han’a dua kılındıktan sonra yüce huzurlarına arz olunur ki, Hakk Teâlâ Hazretleri’nin, hilafet makamının yüce tahtına bir kimseyi tayin buyurması, İslâm dininin hükümlerini icra etmesi ve Müslümanların doğruluktan sapmamaları içindir. Bununla beraber ona verilen ilahî bağış, akıl ve zekâ kuvvetiyle tamamlayıcı kudretlerini bu yolda kullanması içindir. Bir hastalığın sebebi yok olmadıkça bu hastalık iyileşmez ve tedavi tesir etmez.

“Dîn-i Mübîn-i Muhammedî’nin düştüğü üzüntü verici durum, İslâm memleketlerinde ortaya çıkan irade zayıflığı, düşmanın hücumu, cümlenin kötülükleri, ilahî emirlerin önemsenmemesinden, isyandan, helal-haram tanımamaktan, ahlâksızlığı ve isyanı açık etmekten hâsıl olmuş görünüyor. Dinî emirler, bütün bütün ihmal ediliyor, Frenk âdetlerine tâbi olmakla iftihar ediliyor. Peygamberimiz’in (s.a.v.) sünnet-i seniyyesi terk ediliyor, günahlar gittikçe çoğalıyor. Küçük ve büyük günahlar, seçkinler ve halk arasında âdet hâline geliyor. Bunları yasaklayıp kötülüklerden sakınmıyorlar, âlimleri ve vazifelileri dinlemiyorlar. Hâlbuki herhangi bir kavimde günah ve isyan çok olursa vebal altında olurlar. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurmuşlardır ki, “Bir günah, gizli işlendiğinde zararı yalnızca sahibine ait olur. Açıktan işlenen günahların zararı ise herkese (bütün cemiyete) sirâyet eder.” Yine buyurmuşlardır ki, “Ya iyiliği emreder, kötülükten nehyedersiniz veya Hakk Teâlâ başınıza şerli kimseleri musallat eder. Sonra salih amel işleyenler (bu hâlden kurtulmak için) dua eder de Hazret-i Allah, dualarını kabul etmez.” Din ve devlete hâsıl olan durum, dünya ve ahiretçe aşikâr olan vebal eserleri,  Şerîat hükümlerinin terkini kolay addetmekten meydana gelmiştir.

Yazının tamamını Yedikıta Dergisi 213. sayısından (Mayıs 2026) okuyabilirsiniz.

Önceki MakaleSonraki Makale

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Merhaba! Size tarih hakkında nasıl yardımcı olabilirim?