Kıbrıs Adası Sicilya ve Sardinya’dan sonra Akdeniz’in üçüncü büyük adası… Bu ada coğrafi ve stratejik konumu sebebiyle tarih boyunca pek çok mücadeleye sahne oldu.


Kıbrıs Adası Sicilya ve Sardinya’dan sonra Akdeniz’in üçüncü büyük adası… Bu ada coğrafi ve stratejik konumu sebebiyle tarih boyunca pek çok mücadeleye sahne oldu.

Çevre kirliliği özellikle asrımızda korkunç bir felaket halini aldı. Bu felakete mani olmak üzere çevrenin temiz tutulması meselesinin her devirde insanlar arasında önemli bir konu olduğunu ise tarihî kaynaklardan öğrenmekteyiz. Çevrenin temiz tutulması hususunda Osmanlı Devleti devrinde de gerekli hassasiyeti göstermeyenlere çeşitli cezalar verilirdi…

“Tıpkı daha önce olduğu şekilde bir çeşit yıldız sarayı casusu gibiydi; siyah şapkalı, siyah elbiseli, elbisesinde ve parmağında birer mücevher bulunan küçük, kurnaz, yaşlı bir adam. öyle sanıyorum ki Londra’ya bir entrika için gelmişti…”

20.yüzyıl Ortadoğu coğrafyasının siyasi ve fiziki sınırlarının çizilişi, aslında Osmanlı Devleti’nin var olma mücadelesi verdiği (yaklaşık) son yüz elli senelik dönemle de yakından ilişkilidir.

“Abdülhamid idaresine yüreklerimizde beslediğimiz derin kin, sarayın sevmediği her şeyi bize sevdirecek kadar hepimizde acayip bir ‘yanlış görüş’ yapmıştı.

Şehzadelerin idari tecrübe kazanmak üzere gönderildikleri sancaklar sadece siyasî bakımdan değil, iktisadî ve kültürel açıdan da payitahta yakın olarak adeta ikinci bir payitaht özelliği kazanmıştı. Taşrada gelişen bu saray hayatı, hele de şehzadelerin ve maiyetlerinin saraylarda tükettiği yiyecekleri hakkında bilinenler çok azdır.

Her adımında köklü bir kültürü gördüğümüz Osmanlı’da sarayda hayat farklı akardı. Oldukça sistematik ve müessesevî yapısında her faaliyet gibi ifadeler de sıradan değildi…

Meslek hayatına başlamasından itibaren farklı açılardan eğitim öğretim faaliyetleriyle ilgilenmeye başlayan Cevdet Paşa’nın en çok üzerinde durduğu konulardan birisi şüphesiz maarifin yaygınlaşması ve nitelikli kurumsal bir yapının oluşmasıdır.

Bulgar ve Yunan zulmünden kaçarak yurtlarını terk eden Müslümanlar ve cephede yaralanan askerler perişan bir vaziyette İstanbul’a taşınıyorlardı…

Altı buçuk asır, üç kıtaya hükmeden Osmanlı Devleti, yaşlanıp güçten düştüğünde, adalet götürdüğü diyarların büyük bir bölümünden geri çekilmek zorunda kaldı. Osmanlı, varlığının nişânesi olan pek çok şeyi de bu topraklarda bırakmıştı…