Davet, doğru yönden olursa icabet etmek lazımdır. Bazen insan icabet etmek ister, davet olmaz; bazen de davet olur, icabet nasip olmaz. Son Kisra ve son Kayser’in davet ile icabet arasındaki serencamını okuyacaksınız…


Davet, doğru yönden olursa icabet etmek lazımdır. Bazen insan icabet etmek ister, davet olmaz; bazen de davet olur, icabet nasip olmaz. Son Kisra ve son Kayser’in davet ile icabet arasındaki serencamını okuyacaksınız…

Gezegenlerin, yıldızların ve gök cisimlerinin bulundukları yerleri tespit etmek ve hareketlerini incelemek için kurulan gözlemevlerine, rasathane denmiştir. İlk defa Müslümanlar tarafından kurulan rasathaneler, kısa sürede İslâm dünyasının her tarafında açılmıştır. Pek çok astronomi âliminin çalıştığı, onlarca talebenin eğitim gördüğü rasathaneler, bir nevi günümüzün uzay gözlem üsleri gibiydi ve buralarda yapılan gözlemlerle elde edilen veriler, sonraki çalışmalara büyük katkı sağlayacaktı…

Umre ve hac maksadıyla Mekke-i Mükerreme’ye gelen Müslümanların mühim duraklarından biridir bu mukaddes mekân.

İslâm’ın ihya ettiği insanın inşa ettiği yapılarda, insan-mekân arasındaki ruhu görmek mümkündür. Bu ruhu hissedenler “Bu şehrin bir ruhu var.” der. Şehirler, İslâm ile mana ve değer kazanır. Böylelikle birer sembol hâline gelen İslâm şehirleri, Doğu’dan Batı’ya pek çok medeniyete ilham kaynağı olmuştur…

Osmanlı’nın Haremeyn-i Şerîfeyn’e olan hürmetleri, tazimleri ve yaptıkları hizmetler takdire şayandır. Sultanların bütün bu gayretleri, Cenab-ı Hakk’ın rızasını ve Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) muhabbetini kazanmak içindi şüphesiz. Tabii bununla beraber insanların gönlü de kazanılırdı. Haremeyn ahalisi de sultanların ve mahalli idarecilerin yaptığı hizmetlerden duydukları memnuniyeti, bir teşekkür mektubuyla ifade etmişlerdir. Bu makalemizde Osmanlı sultanlarının mukaddesata hürmetine ve Mekke-i Mükerreme ulema ve eşrafından 58 zatın, Sultan İkinci Abdülhamid Han’a sundukları şükran mektubuna yer verdik…

Bir İslâm şehri hangi temeller üzerinde yükseliyordu ve mimarîsi nasıl şekilleniyordu? Bu temellerin dayandığı esaslar nelerdi? Halife Mansur’un, Bağdat’ı inşa ettirirken ustaları, faziletli ve dürüst kimselerden seçtiğini biliyor muydunuz? Peki şehirlerin de bir ruhu olabilir mi? Medeniyetimizin hafızası şehre dair doyurucu bir dosya sizleri bekliyor…

Antik dönemde “orta, öğrenme ve öğretme” anlamlarına gelen mathemata, zamanla nazarî ilimlerin orta kısmında yer alan aritmetik, geometri, astronomi ve mûsikîyi ihtiva eden bir ilim hâlini almıştır. Matematik ilmi, İslâm medeniyetinin gelişim sürecinde, Bağdat’ta kendisini göstermiş ve özellikle Beytülhikme’deki Eski Yunanca ve Hintçeden tercümeler yoluyla, yeni bir sürecin habercisi olmuştur…

Mecduddîn-Ziyâeddîn-İzzeddîn… Anadolu’da doğmuş, Irak’ta tahsil görmüş kardeşler. Her biri ayrı bir ilim dalında yetişip eser veren Esîrüddîn Kardeşler, tarihte müstesna bir yere sahipler.

Efendimiz (s.a.v.), “Kubbetü’t-Türkiyye” denilen Türk çadırında savaşlar idare etmiş, fetihler yapmış, itikâfa girmişti.

Hadîs-i Şerîfteki müjdeye nail olabilmek için, Mekke-i Mükerreme’den 80 yaşında yola çıkan Ebû Eyyûb El-Ensârî Hazretleri, muhasara esnasında şehid düşer. Efendimizin mihmandarının kabri, İstanbul’un fethinden sonra manevî işaretle tesbit edilir. Ancak bazı kaynaklar, kabrin, İstanbul’un fethinden evvel keşfedildiğini yazar. İşin hakikatini birlikte öğrenelim…