Osmanlılar, kendilerinden kilometrelerce uzağa, Güney Afrika’nın en uzak noktasına İslamî ilimleri öğretmek maksadıyla bir temsilcisini, Ebubekir Efendi’yi yollamıştı.


Osmanlılar, kendilerinden kilometrelerce uzağa, Güney Afrika’nın en uzak noktasına İslamî ilimleri öğretmek maksadıyla bir temsilcisini, Ebubekir Efendi’yi yollamıştı.

Osmanlı devrinde matbaalar iki şekilde faaliyet gösteriyordu. Bunlardan birincisi hurufat, diğeri taş basmasıydı. Eski matbaalar ve işleyiş usulleri bugün tarihe karıştı. Günümüzde son teknoloji baskı makineleriyle yapılan iş eskiden nasıl yapılıyordu? İşte hurufat, taş basması ve eski matbaaların işleyiş tarzları hakkında bugün bilinmeyenler…

Günümüzde kutsal topraklara yapılan ziyaretler, tecrübeli rehberler sayesinde hem daha sağlıklı yapılıyor hem de yapması gereken ibadetleri tam olarak bilmeyenlere büyük kolaylıklar sağlıyor. Peki Osmanlı devrinde de hacılarla ilgilenen, onlara yol gösteren günümüzün rehberleri hükmünde kılavuzlar var mıydı?

Fırat ve Dicle nehirleri başta olmak üzere, Mezopotamya’da akarsu ulaşımında kullanılan vasıtaların en eskilerinden birisi, bugün unutulmaya yüz tutmuş olan “kelek”lerdir. Kelekler koyun, keçi veya sığır derilerinden yapılan tulumların bir araya getirilip bağlanması ile ortaya çıkan sallardır…

Fatih Sultan Mehmed Han Topkapı Sarayı’nı yaptırırken saray surları içinde kalan Aya İrini Kilisesi’ne cebecilerden bir kısmını yerleştirerek burayı sarayın silah ambarı haline getirmişti. İç cebehane olarak adlandırılan bina 1726’da Sultan Üçüncü Ahmed Han’ın emriyle tamir ve tanzim edildikten sonra gezilebilecek hale getirildi.

Ortadoğu’da varlığını sürdüren Nusayrî, Dürzi ve yezidi gibi gruplar, 19. yüzyılda Batılı devletler ve Amerika’nın dikkatini çekmişti. Fransızlar, Ortadoğu’da kendi menfaatlerine hizmet edecek Katolik ve Marunî azınlıkları, İngilizler de Dürzi ve Nusayrî taifesini kendi yanına çekmeye başlamışlardı. Bu sömürü sistemine karşı Osmanlı da boş durmamıştı…

Bu sayımızda, Kıbrıs’ta Osmanlı devri Türk mimarisinin izlerini ve bu eserlerin günümüzdeki durumunu Türkiye’nin önde gelen sanat tarihçilerinden Prof. Dr. Ara Altun ile konuştuk…

Kıbrıs Adası Sicilya ve Sardinya’dan sonra Akdeniz’in üçüncü büyük adası… Bu ada coğrafi ve stratejik konumu sebebiyle tarih boyunca pek çok mücadeleye sahne oldu.

Çevre kirliliği özellikle asrımızda korkunç bir felaket halini aldı. Bu felakete mani olmak üzere çevrenin temiz tutulması meselesinin her devirde insanlar arasında önemli bir konu olduğunu ise tarihî kaynaklardan öğrenmekteyiz. Çevrenin temiz tutulması hususunda Osmanlı Devleti devrinde de gerekli hassasiyeti göstermeyenlere çeşitli cezalar verilirdi…

“Tıpkı daha önce olduğu şekilde bir çeşit yıldız sarayı casusu gibiydi; siyah şapkalı, siyah elbiseli, elbisesinde ve parmağında birer mücevher bulunan küçük, kurnaz, yaşlı bir adam. öyle sanıyorum ki Londra’ya bir entrika için gelmişti…”