Fatih Sultan Mehmed’in fethettiği, Yavuz Sultan Selim’in çeyrek asır yönettiği, Kanuni Sultan Süleyman’ın çocukluk adımlarını bıraktığı kadim sancağı, Karadeniz’in tarih başkenti. Suriçi’nden Ayasofya’sına birçok yönüyle İstanbul’a benzeyen Trabzon; damaklarda unutulmaz tatlar, hafızalarda silinmez dostluklar bırakan, anlatılmakla bitmeyip, yaşanacak bir şehzade rüyası…
Bir şehre gider, birkaç gün ayırır gezersiniz ve sonra bunu hafızanızda birkaç kelime ile kodlamak istersiniz. Trabzon için, “Karadeniz’in Tarih Başkenti” diyebiliriz.
Baharın göz kırptığı, montların kazakların rafa kaldırıldığı günlerde ziyaret imkânımız oldu bu güzel şehzade şehrini. Havanın sıcak olacağını haber veren sis tabakasının altında sabahın yakıcı güneşiyle yola düştük.
Sahilden itibaren yükselen dağların olduğu bu şehirde dik ve engebeli arazilerde güçlü motor, dişli tekerleri olan araçlarınız olması lazım. İstanbul’un Fatih ve Üsküdar sırtlarını andıran, yer yer 45 derecenin üzerinde eğime sahip yollarla başka türlü baş etmek kolay değil.
Bu şehrin insanları da arazisi gibi; bir anda dik yokuşlar gibi sert bir mizaçla karşılaşabiliyorsunuz. Fakat, yaklaştıkça tıpkı Trabzon gibi katman katman açılan değerlerini hissediyorsunuz. Sert görünen simaların yumuşak kalplerini ve içten duyguların sıcaklığını fark etmeniz birkaç dakika alıyor.
Yedikıta Dergisi 217. Sayısının (Eylül 2026) Tamamını Buradan Okuyabilirsiniz




