Osmanlı Tarihi

Sultan İkinci Bayezid Han’ın Peygamber (s.a.v.) Sevgisi

Beyazıt Camii

Sultan İkinci Bayezid Han, gönlü Allah ve Resûlullah sevgisiyle dopdolu velî bir padişahtı. Her nefesinde O’na (s.a.v.) muhabbetle ilham bulan ve kalemiyle bu aşkı şiirlere döken bir şairdi. Her naatı, Efendimiz’in (s.a.v.) sevgisiyle yoğrulmuş bir gönül aynasıydı…

Sultan İkinci Bayezid Han, hayatını Allah ve Resûlullah muhabbetiyle yoğurmuş müstesna bir padişahtı. Kendi devrinin velî simalarından Sivrihisarlı Şeyh Baba Yusuf Hazretleri ile arasında büyük bir muhabbet ve yakın bir münasebet bulunuyordu. Hacı Bayram-ı Velî Hazretleri’nin irfan halkasına mensup olan Baba Yusuf, ilmiyle temayüz etmiş; İslâm’ın muhafazası ve neşri yolunda büyük gayret göstermiş bir zât idi. Vaaz ve nasihatleri, gönüllere tesir eder, dinleyenleri derinden etkilerdi.

Beyazıt Camii’ndeki Manevî Atmosfer

Sultan Bayezid Han, Beyazıt Camii’ni inşa ettirdiğinde, ilk Cuma namazı için Baba Yusuf Hazretleri’ni davet etti. Bu zatın namazdan sonra ettiği vaaz, cemaat üzerinde büyük tesir bıraktı. Onu dinleyenler, gözyaşlarını tutamadı. Hatta padişah dahi bu vaaz karşısında duygulandı. Camiyi görmek maksadıyla orada bulunan ve vaazı dinleyen üç gayrimüslim, bu manevî atmosferin tesiriyle derhâl İslâmiyet’i kabul etti. Bu hadiseden büyük bir memnuniyet duyan sultan, yeni Müslüman olanlara cömert ihsanlarda bulundu, vezirlerine de aynı şekilde ihsanda bulunmalarını emretti.

Sultan Bayezid Han, Şeyh Baba Yusuf Hazretleri’nin sohbetlerinden istifade etmeyi âdet edinmişti. Zamanla aralarında samimi ve kuvvetli gönül bağı teşekkül etti. Bu sırada Şeyh Baba Yusuf’un hacca gitme niyeti vardı. Hac yolculuğuna çıkmadan önce, padişahı tekrar ziyaret etmek üzere memleketine döndü ve bir müddet orada ikamet etti.

İlahî İlhamla Kitap Telifi

Baba Yusuf Hazretleri, memleketinde bulunduğu sırada rüyasında kendisine Hacerü’l-Esved’in yanında bir kitap yazmasının emrolunduğunu gördü. Normal şartlarda kitap telif edecek biri değilken, bu İlahî işaretle bir anda yazmaya muktedir kılındı. Hac yolculuğuna çıkmadan önce, daha evvel padişaha verdiği söz gereği İstanbul’a gelerek Sultan Bayezid Han’ın huzuruna çıktı.

Sultan, Şeyh Baba Yusuf’a mübarek beldelere götürülmek üzere hediyeler ve hâlis altınlar verdi ve şu sözlerle niyazda bulundu:

“Bunlar, elimin emeği ve helâl yoldan kazanmış olduğum paramdır. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) mübarek Ravza’sındaki kandillerin yağı için saklamıştım. Sizden ricam odur ki, Efendimiz’in (s.a.v.) mübarek mescidlerinde alnınızı secdeye koyduğunuz vakit, tarafımdan salât ve selâmımı arz ediniz! Kulluğumu ve köleliğimi beyan ederek bu âciz kulun son dileği olarak küçük hediyemin kabulünü niyaz ediniz. Ümid ederim ki, sizin şefaatinizin bereketiyle Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), bu niyazımı kabul buyurur.”

Şeyh Baba Yusuf Hazretleri, hac vazifesini tamamladıktan sonra, daha önce rüyasında aldığı talimat gereğince kitabını Hacerü’l-Esved karşısında yazdı ve ardından Medine-i Münevvere’ye doğru yola çıktı. Medine-i Münevvere sınırlarına vardığında, usul üzere yürüyerek büyük bir hürmetle Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) Ravza-i Mutahhara’sının kapısına geldi. Efendimiz’in (s.a.v.) mübarek eşiğine yüz sürerek basiret gözüyle nice esrara şahit oldu. Sultan Bayezid Han’ın emanetlerini arz ederek vazifesini hakkıyla yerine getirdi.

Yazının tamamını Yedikıta Dergisi 215. sayısından (Temmuz 2026) okuyabilirsiniz.

Önceki MakaleSonraki Makale

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Merhaba! Size tarih hakkında nasıl yardımcı olabilirim?