Selçuklu Tarihi

Selçuklu Çağında Tefsir İlmi ve Selçuklu Müfessirleri

Selçuklu müfessir

Selçuklu dönemi, tefsir ilminin müstakil bir disiplin olarak şekillendiği, farklı coğrafyalarda ihtiyaçlara cevap veren zengin bir birikimin ortaya konulduğu altın bir çağdır. Bu dönemin müfessirleri, rivayet ve dirayet tefsir metotlarını harmanlayarak Ehl-i Sünnet akîdesini koruma gayesiyle kaleme aldıkları eserlerle tefsir literatürüne unutulmaz katkılar sunmuşlardır…

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), risâleti boyunca Kur’ân-ı Kerîm’i tebliğ etmiş, yani insanlara Allah’tan aldığı vahyi iletmiş ve aynı zamanda tebyin etmiş, yani âyet-i kerîmelerin manasını izah buyurmuşlardır. Ashâb-ı Kirâm, Kur’ân-ı Kerîm’i bizzat Efendimiz’den (s.a.v.) öğrenmiş ve ondan gördüğü şekilde hayatlarına tatbik etmişlerdir.

Ashâb-ı Kirâm devrinde, Kur’ân-ı Kerîm’in tamamının tefsir edilmesine gerek duyulmamıştı. Çünkü o dönemde Müslümanlar, Arapçanın fesihliğine ve üslubuna vâkıf oldukları gibi, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) rehberliği sayesinde âyet-i kerîmelerin anlamlarını doğrudan öğrenme imkânına sahiptiler.

Fetihlerle Büyüyen İhtiyaç

Ancak Hulefâ-yı Râşidîn devrinde, İslâm toprakları büyük bir hızla genişlemişti. Batıda Mısır ve Kuzey Afrika, kuzeyde Bilâd-ı Şam, Irak ve Azerbaycan, doğuda ise İran ve Horasan fethedilerek İslâm’ın nüfuz alanı oldukça genişlemişti. Emevîler döneminde ise bu genişleme hız kesmeden devam etmiş, batıda Endülüs’e (bugünkü İspanya) kadar ulaşılmış, doğuda ise Mâverâünnehir (Türkistan) fethedilmişti.

Yeni Müslüman toplulukları, Arapçayı anadil olarak konuşmadıkları için Kur’ân-ı Kerîm’i anlamakta zorluk çekmeye başlamışlardı. Ayrıca, İslâm’ın farklı toplumlara ulaşmasıyla dini hükümlerin açıklanması ve uygulanması gibi konular önem kazanmıştı. Dolayısıyla İslâmiyet’in kısa sürede geniş bir coğrafyada, farklı milletler ve kültürler arasında yayılması, yeni ihtiyaçları beraberinde getirmişti. Bu durum, tefsir ilmine olan ihtiyacı doğurmuştu.

Kısmen Sahâbe-i Kirâm devrinde başlayan tefsir faaliyetleri, Tâbiîn döneminde daha da gelişerek devam etmişti. Allah Resûlü’nün (s.a.v.)  Kur’ân-ı Kerîm tefsirini, bizzat kendisinden öğrenen Ashâb-ı Kirâm, bu bilgileri titizlikle Tâbiîn nesline aktarmış ve tefsir ilminin temelini atmıştı. Sahâbe-i Kirâm’ın, Kur’ân-ı Kerîm ve sünnet-i seniyyeden elde ettiği bilgi birikimi, Tâbiîn âlimleri tarafından korunmuş, yorumlanmış ve sonraki nesillere aktarılmıştı. Sahâbe-i Kirâm mirasının ikinci nesil Tâbiîn’e aktarıldığı bu dönem, Emevîler ve kısmen Abbasîler devrine denk gelmektedir.

Yazının tamamını Yedikıta Dergisi 210. sayısından (Şubat 2026) okuyabilirsiniz.

Önceki MakaleSonraki Makale

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir