Kapak, Manşet, Teknoloji Tarihi

Dijital Arşiv Çağı

Kütüphaneci tarama

Bir tarafta tarihin tozlu sayfalarına karışan, yıkılan, yakılan ve raflarında insanlığın hafızasını saklayan eski zaman kütüphaneleri; diğer tarafta kablolarla ve bulut teknolojilerle birbirine bağlı bilgisayarların yer aldığı, dijital labirentlerde sayısız veriyi depolayan modern zamanın kitapsız kütüphaneleri… Bilgiye ruh katan kâğıtla hızın hükmünü sürdüren ekranın kütüphane sessizliğindeki mücadelesinde; kazanan yalnızca bir taraf mı olacak, yoksa insanoğlu yine kaybedilenin değerini sonradan mı anlayacak?..

Dicle’nin Mürekkep Kokusu

Yıl 1258. Bağdat; hilafetin kalbi, İslâm dünyasının incisi ve ilmin yuvası. Şehrin zengin kütüphaneleri ise bu ilmin en güvenilir membaı. Bağdat kütüphaneleri, asırlardır farklı diyarlardan binbir emekle getirilen kitaplar ve yoğun ilmî araştırmaların feyizli neticeleri ile Orta Çağ’ın karanlık dünyasında parlayan yıldızlar misali…

Şubatın soğuğu iyiden iyiye hissediliyor. Şehir günlerdir tedirgin. Ufuktaki kara bulutlar gibi, Moğol ordusunun gölgesi de şehir surlarına düşmüş vaziyette. Bağdat ahalisi, dünyanın her köşesinden gelen âlimlerin seslerinin yankılandığı sokaklarda şimdi sessiz bir bekleyiş içinde.

Ve beklenen acı son yaşanıyor. Moğollar şehre girdiğinde, ihtişamlı belde aleve boğuluyor. Hülâgû ve ordusu, taş üstünde taş bırakmamacasına şehri yerle bir ediyor. İnsanları acımasızca kılıçtan geçirirken, ilmin taşıyıcısı kütüphaneler de yakıp yıkıyor…

Hülâgû’nün askerleri; binbir emekle yazılan paha biçilmez kitapları, sanatlı ciltleri Dicle Nehri’ne nâzır kütüphane penceresinden fırlatırken suya temas eden yazma eserlerin Dicle’ye karışan gözyaşları sebebiyle nehrin yüzü, mürekkep rengini alıyor. Bir zamanlar insanlığın en büyük ilim kaynağını taşıyan o nehir, şimdi cahillik yurduna akan vasıta oluyor. Dicle günlerce mürekkep akıyor, mürekkep kokuyor…

Kütüphaneler Kitapsız Kalırsa

İskenderiye’den Babil’e, Endülüs’ten yukarıda kıssa olarak aktarılan Bağdat kütüphanelerine, tarih boyunca dünya, yok olan kütüphaneler mezarlığına ev sahipliği yapmış. İnsanlığın bilgi hazinelerini barındıran kitaplar, ne yazık ki yine insan eliyle tarihten silinmiş.

Şimdi kitapların ve onların can yoldaşı insanların önünde yeni bir ayrım var: Dijital kütüphaneler. Burada fırsat veya tehlike kelimeleri yerine özellikle ayrım kelimesi seçildi. Dijital dünyanın hızla ilerleyişi karşısında insanın hissettiği bilinmezlik bu kelimeyi kullanmaya sevk etti.

Sadece yazma ve matbu eserlerin yer aldığı geleneksel kütüphanecilik, dönüşüme uğruyor. İlk etapta bilgisayar teknolojisinin tasnifte kolaylaştırıcı etkisini kullanan kütüphaneler, şimdilerde hem basılı ve hem de dijital koleksiyonlara ev sahipliği yapan ortamlara dönüşmüş durumda. Ve son dönemde tamamen kitapsız kütüphaneler adıyla sadece dijital kitapları ve arşivleri barındıran, yine fizikî bir ortam sunan kütüphanecilik gündemde. Kitapsız bir kütüphane fikri, kütüphane kelimesinin anlamı da düşünüldüğünde kulağa acayip gelse de bu gelişme sürpriz değil. Bilgisayar teknolojilerinin her geçen gün gelişimi, tabletlerin, e-kitapların sürekli artan satışları daha dijital merkezli kütüphaneler için bir gerekçe oluşturuyor.

Kapak yazısının tamamını Yedikıta Dergisi 200. sayısından (Nisan 2025) okuyabilirsiniz.

(Toplam: 78 okuma | Bugün: 5 okuma)
Önceki Makale

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir