Asırlar boyunca İslâm medeniyetinin manevî omurgasını oluşturan fütüvvet ve onun Anadolu’daki tezahürü olan Ahilik, gençliği faziletle yoğuran, toplumu kardeşlik ve adalet ekseninde birleştiren köklü bir ahlâk ve teşkilat geleneğidir…
İslâm medeniyetinin bir özelliğidir ki asırlar boyu ayakta kalan müesseselerine temel teşkil eden fikirler, yıllar boyu istişarelerle yoğrularak olgunlaşmıştır. İslâm devletleri de insân-ı kâmile ulaşma vesilelerinden biri olarak hayatın tüm safhalarına dokunan müesseseler kurmuşlardır. İşte içtimaî/sosyal hayatın tanzimine dinî esaslarla yön veren Fütüvvet Teşkilatı da bu müesseselerden biriydi.
Fütüvvet, kendisine dair herhangi bir kurum, bina, yönetim şekli ve idarî kadro henüz yokken bile fikirlerde, zihinlerde ve uygulamada varlığını sürdürüyordu. Bu sebeple Fütüvvet’in teşkilat yapısına dair bilgilerden ziyade ona kaynak olan fikrî temelleri ve bilgi birikimini iyi anlamak gerekmektedir.
Genç manasındaki “fetâ” kökünden türeyen “fütüvvet”, daha çok gençlik ve kahramanlık manalarını ifade etmekteydi. Gençliğin tabiatında var olan kahramanlık ve yiğitlik gibi kavramlara ilaveten cömertlik de bu kelimeyle ifade edilmiştir. Hedef kitlesi gençlik olan ve tasavvufî olgunluğun bir merhalesi sayılan fütüvvet müesseseleriyle birlikte kelime, tasavvufî bir mana taşımaya başlamıştır.
Fütüvvetin Nüvesi Kur’ân-ı Kerîm’dir
Kehf Suresi’nin 10-13. âyet-i kerîmelerinde, Ashâb-ı Kehf’in Hz. Allah (c.c.) tarafından övülmesinde ve hayatlarının misal olarak getirilmesinde, bir avuç fedakâr gencin, gördükleri bütün baskılara rağmen inançlarını korumalarına ve kahramanlıklarına işaret vardır.
Yine Kehf Suresi’nin 60. âyet-i kerîmesinde meâlen; “Bir vakitler Musa (a.s.), (hizmetinde bulunan) genç adamına (ki ismi, Yûşa b. Nûn’dur), ‘Durmayacağım, tâ iki denizin birleştiği yere varacağım yahut senelerce gideceğim!’ demişti.” buyurulması, ilim ehli gençlerin ancak büyük hedefler peşinde olması gerektiğini de bizlere anlatmaktadır.
Enbiya Suresi 60. âyet-i kerîmede ise “putları kıran” İbrahim Aleyhisselam hakkında “delikanlı/genç” ifadesi geçmektedir.
İşte Kur’ân-ı Kerîm’de “genç, delikanlı” manalarında kullanılan “fetâ” kelimesinden hareketle ecdadımız, gençlerin iyi yetiştirilmesi üzerinde ayrıca gayret sarf etmiştir. Onları daha çok manen terbiye etmenin yollarını aramışlardır. Nitekim toplumun ilimle meşgul kısmının çoğunun gençler olduğu düşünülürse meselenin ehemmiyeti daha iyi anlaşılır.
Gençlerin, asıl kahramanlığı nefislerine karşı gösterip bu uğurda tevazu ve züht sahibi olmalarını gaye edinen fütüvvetin ilk uygulamalarını Asr-ı Saadet’te aramak gerekir. Sahâbe-i Kirâm hazaratı içerisinde oldukça genç zatların varlığı ve yüce dinimizin yayılmasında gösterdikleri engel tanımaz tavırları “fityân”ın ne kadar mühim olduğunu da göstermektedir.
Sahâbe-i Kirâm hazaratının gençlerinin ve özellikle de çocuk yaşta Müslüman olan Hz. Ali’nin (k.v.) menkıbevî hayatı, hâlen günümüz gençlerine ilham kaynağı olarak önemli bir misal teşkil eder. O büyük zatların kahramanlıklarla dolu hayatlarına sığdırdıkları muazzam ilmî faaliyetler, tam olarak ideal genç profilini akla getirmektedir.
Kapak yazısının tamamını Yedikıta Dergisi 210. sayısından (Şubat 2026) okuyabilirsiniz.


