Sultanları hep disiplinli ve sert şahsiyetler olarak biliriz de en başta bir insan, müşfik bir aile reisi, hatta emri altındakilere şakalar yapabilecek nüktedan kimseler oldukları gerçeğini pek aklımıza getirmeyiz. Ama sultanlar da latife ederler…


Sultanları hep disiplinli ve sert şahsiyetler olarak biliriz de en başta bir insan, müşfik bir aile reisi, hatta emri altındakilere şakalar yapabilecek nüktedan kimseler oldukları gerçeğini pek aklımıza getirmeyiz. Ama sultanlar da latife ederler…

Birinci Dünya Savaşı sonunda Ca’ber Kalesi ile birlikte Suriye’nin sınırları içinde kalan ve Fransa’nın mandasına verilen türbe Türkler için büyük değer taşıdığı için TBMM hükümetiyle Fransa hükümeti arasında imzalanan anlaşma gereğince Türkiye’ye bırakılacak, türbe ve civarındaki toprak Türkiye toprağı kabul edilecekti…

El-Halil’de bulunan Halilürrahman Camii ve çevresi Müslümanlar tarafından inşa edilmiş, korunmuş ve bugüne ulaştırılmıştır. Bu bakımdan bölgenin her türlü aidiyeti Müslümanlara aittir. Bilinen tarihî ve hukukî hakikatlere rağmen işgal yönetimi hukuk tanımaz bir şekilde El-Halil Külliyesi’ni de abluka altına almıştır…

Kanuni sultan Süleyman’ın son seferinde (1566) fethederek Osmanlı topraklarına kattığı Sigetvar Kalesi’nde sultanın hatırasına bir cami yaptırılmıştı. Zaman içinde konut, hastane, depo, kilise ve ahıra dönüştürülen cami binası günümüzde müze olarak kullanılıyor…

Salih, sahibi olduğu dükkânda sanatını işlerken birden patlayan bir tüfekten çıkan kurşunla kalbinden yaralanmış ve oracıkta ölmüştü. Günlerden cumartesiydi. maktulün mirasçılarının isteği üzerine mahkemece olay mahallinde keşif yapılmış ve Salih’in sol memesi altından aldığı kurşun yarası sebebiyle öldüğü tespit edilmişti…

“Dünya durdukça, eserlerimi gören aklıselim sahiplerinin, çabamın ciddiyetini göz önünde bulundurarak bana insaf ile bakacaklarını ve beni hayır dualarla anacaklarını umarım, inşallah.” Mimar Sinan

Sultan İkinci Abdülhamid Han’dan sonra padişah olan Sultan Beşinci Mehmed Reşad devrinde (1909-1918) vuku bulan hadiseler, devleti sadece cephelerde yenilgiye değil tamamen yıkılışa doğru götürüyordu. Sultan Reşad, İttihatçıların icraatlarını seyretmekten başka bir şey yapamadı ve nihayet 1918’de vefatından sonra yerine Altıncı Mehmed unvanıyla Sultan Mehmed Vahdeddin geçti.

İttihat ve Terakki’nin 1909’dan 1918’e kadar devleti sürüklediği felaketler neticesinde Osmanlı devleti Anadolu içinde küçük bir toprak parçasına hapsedilmiş ve neticede devlet yıkılışa sürüklenmiştir. Osmanlı tarihinin bu en felaketli yıllarında 6. Mehmed Vahdeddin padişah olacak ve gurbete gitmek zorunda kalacaktır…

Enver Paşa’nın vaktiyle Almanlar tarafından kullanıldığı bir hakikat. Nitekim Enver ve Cemal Paşaların “Almanlara meclûbiyeti” yani tutkunlukları devrin gazete ve resmî evrakına da yansımıştı. Hatta hatıratında Karabekir Paşa, Enver Paşa’nın Almanlarca casusluk yoluyla elde edildiğini ima ediyordu. Aşağıdaki yazıda okuyacağınız “iddiaları da” bu çerçevede değerlendirmek pek de yanlış olmaz…

Koskoca Osmanlı devleti üç kıtada her yerde arkasında birer parça vatan toprağı ve vatandaşını bırakarak çekilmek mecburiyetinde kalmıştı. İşte bunlardan biri de, çok yakınımızda duruyordu. Çevrenin etkisiyle dedelerinin dilini, Türkçeyi unutmuşlardı. Ama evin her tarafında kültürlerini yaşatıyorlardı…