Yesârîzâde Mustafa İzzet’i ve onun Eyüp Sultan Camii’ndeki yazılarını, hattatlar ve hat tarihi konusunda uzman olan Oktay Türkoğlu kaleme aldı…


Yesârîzâde Mustafa İzzet’i ve onun Eyüp Sultan Camii’ndeki yazılarını, hattatlar ve hat tarihi konusunda uzman olan Oktay Türkoğlu kaleme aldı…

Ecdadın hayata ve memata (ölüme) bakışı, bugünden hayli farklıdır. Bunun misallerini mimariden sanata, gündelik hayattan üst düzey resmî merasimlere kadar pek çok yerde görmek mümkün. Edebiyata bir yansıması da vefat edene öldü deyip geçmemeleri şeklinde olmuş…

15. yılımızda sizlere güzel bir hatıra sunmak için “Ya Hafîz” hat çalışması hazırladık. İyi istifadeler…

Tabiatla insanoğlunun tarih yolculuğunda onlara eşlik eden çok özel bir ağaç varmış: Adı sedir, en meşhur türü de Lübnan’da yeşerir imiş. Saraylara, mabetlere, gemilere, tabutlara malzeme olan bu ağaç; geçmişin sessiz şahidi, günümüzün tükenmek üzere olan mağduruymuş…

Teşvikiye Camii Muvakkithanesi. Bugün restoran olarak kullanılan muvakkithane, eski günlerini özlemle yâd ediyor…

Mesafe olarak uzak gözükse de yine gönüle yakın bir diyara seyahate çıkıyoruz… Rotamız Afganistan… Bulunduğu coğrafyanın sıkıntılarına rağmen Horasan’ın merkezi, Asya’nın kapısı mesabesindeki bu ülke, eski güzelliği ve tarihî dokusunu muhafaza ediyor.

Tarihin pek çok devrinde mukaddesata hürmet gösterilmişse de Osmanlı’da, zirve noktasına ulaşmıştır. Mevzubahis mukaddesat olunca gönül terazileri, pek hassas tartar olmuştur. Öyle ki Sevr Mağarası’ndaki mucizenin sessiz şahitlerinden olan güvercinlerin 1273 yıl sonraki torunları bile Osmanlı’dan hürmet görmüştü…

Tarihte nice değerler vardır ki uğruna mücadeleler verilmiştir. İnsanın, manasını savunabilmesi için maddî tedbirler de alması gerekiyordu. Kişiyi koruyan manevî zırhlar olduğu gibi kılıç kesmez, kurşun işlemez zırhlar da vardı. Her ne kadar Âdemoğlu için en sağlam zırh, yine kendi vücudu olsa da beden zırhını, zırhla muhafaza etmek lazımdı. Şimdi tarihî serüvenini okumak için kuşanalım zırhlarımızı…

Eşrefoğlu Camii’ne dair zihnimizdeki ilk hatıralar, vaktiyle göl kenarında bulunan ve bizim de sıkça kullandığımız Beyşehir otogarının hemen arkasındaki o ihtişamlı görüntüdür… Anadolu’da; taş duvarlı, ahşap direkli, düz (toprak) damlı ulu camilerin en büyük ve en orijinal numunesi olduğunu henüz bilmediğimiz yıllara ait bir akis…

Anadolu’daki merkezî otoritenin kaybolmasının ardından kurulan beyliklerden biri Eşrefoğulları idi. Beyliğin kurucusu Türkiye Selçuklularının uç beylerinden Süleyman Bey idi. 13. yüzyılın sonlarına doğru Beyşehir merkezli kurulan Eşrefoğlu Beyliği’nin ömrü çok uzun olmasa da geride bıraktıkları güzide eserler, ehemmiyetini muhafaza etmeye devam ediyor…