Osmanlı Tarihi, Portreler

Kânî Efendi’nin İstanbul Sevdası

İstanbul

Kânî Efendi’nin gönlündeki İstanbul’a gitme sevdası karşısında herkes, aklıyla konuşmuştu ama o, gönlüyle yürümüştü…

Kânî Efendi Kimdir?

1712’de Tokat’ta doğmuş, erken yaşta Mevlevî Tekkesi’ne intisap etmiş, 1755’te Sadrazam Hekimoğlu Ali Paşa tarafından İstanbul’a çağrılmıştır. Bir vakit Divan-ı Hümâyûn kaleminde çalıştıktan sonra Silistre veya Bükreş’e vazifelendirilmiş, orada uzun yıllar bulunmuştur.

Kırk Yıllık Kânî…

Kânî Efendi, divan şiiri geleneğine hâkim, mizaha ve hicve yatkın bir şahsiyettir. Hazırcevap bir zât olduğu bilinir. Rivayetlere göre, Bükreş’te bulunduğu sırada bir Rum (veya Romen) kızına gönlünü kaptırır. Olacak ya kızın babası da papazdır. Baba papaz olunca evlilik şartı olarak Kânî’den Hıristiyan olmasını talep eder. Gerçekleşmesi mümkün olmayacak bu teklif karşısında Kânî Efendi, inancını değiştirmeyi reddeder ve şu cümleyi kurar:

“Yapmayın papaz efendi! Kırk yıllık Kânî, olur mu Yani?”

“Yani” Hıristiyanların çok kullandığı bir erkek ismidir. Bu söz, dillere pelesenk olmuş ve “insan, aslını daima muhafaza etmelidir” manasına, o gün bugündür söylenilegelmiştir.

Denizde Dikenin de Bir Yeri Vardır!

Kânî Efendi, nüktedan bir zât olduğundan gönlündeki İstanbul’a gitme arzusunu ve o zamanlar bile İstanbul’daki kira fiyatlarının pahalılığını ifade etmek için bir şiir yazmıştır. Fakat şiirdeki “kira” meselesi, “ev kirası” değildir. O devirlerde yolculuk için tutulan arabalara “kira arabası”, sürücü ve işleticilerine de “kiracı” denilirdi. Bunların şehirlerde yattıkları hanlar da umumî olarak “kiracı hanı” adıyla anılırdı.

Yazının tamamını Yedikıta Dergisi 210. sayısından (Şubat 2026) okuyabilirsiniz.

Önceki MakaleSonraki Makale

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir