Kapak, Kültür Tarihi, Seyahat, Yerinde Tarih

Memleketinde Turist Olmak Hoca Nasreddin Diyarı Akşehir

Nasreddin Hoca Türbesi'nin içi

Kendimi bildim bileli “Nerelisin?” sorusuna verdiğim “Akşehirliyim…” cevabının akabindeki cümle, “Demek, Hoca Nasreddin’in hemşehrisisin.” olur. Şehir ile Hoca’nın ismi hep birlikte anılır, kaderi beraber yazılıdır. Yıllardır gurbette olan biri için Akşehir’i yazmak, bir turistin şehri gezip anlatmasına benzeyebilir. Ama bazen de memleketine bir gezginin gözü ile bakmak gerekir…

Gittiğimiz şehirlerde gözlemlediğimiz, çoğumuz için geçerli şöyle bir durum var sanırım: İnsanın memleketini veya yaşadığı yeri bir turistin gezdiği kadar gezip, bilememesi… Bunun farklı sebepleri olmakla birlikte başlıcası; insanın doğum yerini doğal alanı olarak görmesi ve normal mekânı olarak bilmesinden dolayı memleketine çok ilgi duymamasıdır. Yahut tarihî ve tabiî mekânlardan ziyade şehrin insanlarına önem vermesi, onları öncelikli ziyaret etmesi… Sıla-i rahim anlayışıyla eş dost akrabaya ehemmiyet vermek güzel ama diğer hususun da ihmal edilmemesi gerektiği kanaatindeyiz.

İnsan, zaman ve mekân üçgeninde insanın mekânla kurduğu ayrı bir ünsiyet var, olmalı da. Ancak o ünsiyet kurulduğunda aidiyet hissedilir, şehre sahip çıkılır. Aksi durumda şehirleri yaşanmaz kılanlara dönüşür insan. Bu sebepten, okuyacağınız yazı vesilesiyle memleketime turist gözüyle bakmak istedim. Doğduğum, küçük yaşta gurbete çıktığım, sık sık olmasa da yılda en az bir kez ziyaret ettiğim yerlere, bir de yabancı gözle nazar eyledim. Tabi gözümün gördükleri, eski hatıraları zihnimde canlandırdı. Onları da anmak, bu yazının bereketi oldu…

Dünyanın Ortasında Şehrin Kalbinde Bir Türbe

Akşehir demek, Hoca Nasreddin demek dedik ya, ilk ziyaretimiz de hocamızın türbesine oluyor hâliyle. Şehrin merkezinde Hoca’nın kendi ismiyle anılan ilçe mezarlığı, mezarlığın kalbinde Nasreddin Hoca’nın türbesi bulunuyor. Birkaç farklı kapıdan girilir mezarlığa. Biz, Hasan Paşa İmaret Camii tarafından giriyoruz. Yürürken de hatırıma şu düşüyor. Eskiden turistler veya şehri bilmeyenler, türbeyi ziyaret etmek için çarşıya bakan kapıdan para vererek girerlerdi. Biz de diğer kapılardan zaten dedemizi, nenemizi ziyaret için ücretsiz girebilirdik. Ne diye para verirler diye şaşırırdık hatta. Turistlik işte, bilmediğinin yabancısısın. Allah’tan, sonradan o uygulama kalkmış.

Türbeye vardığımızda şöyle bir hissiyat kaplıyor içimizi: Yıllardır fıkralarıyla büyüdüğümüz, güldüğümüz, düşündüğümüz, nasihat aldığımız Nasreddin Hoca, burada medfun. Herkesin çocukluğuna bir ucundan dokunmuştur Hoca. Ya okul müsameresinde kazan isterken bulmuşsundur kendini yahut “Ya Tutarsa” demişsindir arkadaşına, olmaz dediği bir iş için.

Günümüze değişiklikler geçirerek ulaşan türbe, iç içe iki bölümden oluşuyor. Duvarları olmayan yapıyı, sütunlar ayakta tutuyor. Ana bölüm; mermer sanduka ve etrafını saran 6 yuvarlak sütunlu kubbeli yapıdan müteşekkil. İkinci bölüm ise 12 sütunla türbeyi çevreliyor. Ve bu sütunların taşıdığı yeşil renkte külah şeklinde çatı mevcut. Gözüme çok aşina gelen çatının bu rengini, zihnim yanıltmıyorsa Akşehir’deki eski yapılarda da görmek mümkün.

Nasreddin Hocamızı ziyaret ediyor, türbe önündeki, “Dünyanın ortası burasıdır.” yazılı platforma çıkmadan geçmiyoruz. Burası hâliyle çok turistik bir yer. Nasıl olmasın, dünyanın ortası sonuçta. Hoca’nın keskin zekâsı ve hazırcevaplığının bir ifadesi olarak sarf ettiği bu cümle, yine bizi tefekküre sürüklüyor: Merkezinde insan olan dünya her daim dönüyor. İnsanın bastığı yer, kalbinin attığı nokta, aynı zamanda onun merkezi oluyor.

Nasreddin Hoca’nın anlam derinliğinden çıkıp yola koyuluyoruz. Arzu ederseniz, çarşı tarafındaki Gülmece Parkı’nda Hoca’nın bazı fıkralarının canlandırıldığı alanı da ziyaret edip hem tebessüm hem tefekküre devam edebilirsiniz.

Kapak yazısının tamamını Yedikıta Dergisi 186. sayısından (Şubat 2024) okuyabilirsiniz.

Önceki MakaleSonraki Makale

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir