Altı buçuk asır, üç kıtaya hükmeden Osmanlı Devleti, yaşlanıp güçten düştüğünde, adalet götürdüğü diyarların büyük bir bölümünden geri çekilmek zorunda kaldı. Osmanlı, varlığının nişânesi olan pek çok şeyi de bu topraklarda bırakmıştı…


Altı buçuk asır, üç kıtaya hükmeden Osmanlı Devleti, yaşlanıp güçten düştüğünde, adalet götürdüğü diyarların büyük bir bölümünden geri çekilmek zorunda kaldı. Osmanlı, varlığının nişânesi olan pek çok şeyi de bu topraklarda bırakmıştı…

Bir tarafı Karadeniz, diğer tarafı Marmara Denizi ile çevrili olan İstanbul’da deniz ulaşımı ilk zamanlarda kayıklar, mavnalar ve peremeler vasıtasıyla yapılıyordu.

Rusya’nın, Polonya’nın, Danimarka’nın, Hollanda’nın, Belçika’nın meşhur pehlivanları Paris’te talihlerini deniyorlardı. Hakikatte bizim Kara orman Pomakları karşısında Frenk pehlivanlarının dayanamayacağı şüphesizdi…

Muslihiddin Mustafa, nâm-ı diğer Ahterî, meşhur fıkıh ve dil âlimlerindendi, ayrıca lügatçiydi. Neredeyse 500 yıl önce (1545) bir Rebiulevvel gecesi tamamladığı lügat kitabı Ahterî-i Kebîr’i bugün hâlâ kullanılmakta…

1546 yılında Manisa’da dünyaya gelen Sultan Üçüncü Murad özellikle Manisa’da sancakbeyliği yaptığı sırada değerli hocalardan ilim tahsil etmiş, idarî ve askerî sahada iyi bir eğitim görmüştü.

Seçkinlerin ve idareci elitlerin her türlü detay ve sınırını belirlediği modern eğitim, bir devletin sadece kendi toplumunu sigaya çekmek için değil, diğer devlet ve toplumları da uzun planda etkileme ve onlara nüfuz etme aracı olarak kullanılmaya başlandı.

Hollandalı oryantalistlerden Reinhart Dozy, 1863 yılında Het Islamisme isimli bir kitap neşreder. Eser İslam’ın en hassas konularıyla alay etmekte, Kur’ân-ı Kerîm’i ve Peygamber Efendimiz’i (s.a.v.) açıkça tenkit etmektedir.

Belli başlı üniversitelerimizden, sahasında uzman akademisyenlerimize tarihçiliği ve tarih eğitimini sorarak üniversitelerimizdeki tarih eğitiminin bir fotoğrafını çektik…

Çeşit çeşit kavuklar, fesler, süslü çiçek demetleri, minik semboller… Birer sanat eseri gibi duran mezar taşlarındaki bütün o şekiller ne manaya geliyordu? Yazısını okumaksızın, bir mezar taşına bakarak neleri öğrenebiliriz?

Bir dil iletişim kurabilmek, iki dil sıhhatlice düşünüp ufuk sahibi olabilmek, üç dil ise bir medeniyet inşa edebilmek için son derece lüzumludur. Bunun farkında olan ecdadımız, dil öğrenmekte farklı yollar kullanmışlardır. Bu pratik çözümlerden biri de manzum, yani şiir şeklinde yazılmış sözlüklerdir…