Avrupa’nın en büyük göllerinden birinin kıyısında; bir yanımızda tatlı suyun maviliği, diğer yanda Alp Dağları’nın gölgelediği ağaçlarda yeşilin farklı tonları, günübirlik yolculuğumuza zenginlik katıyor…


Avrupa’nın en büyük göllerinden birinin kıyısında; bir yanımızda tatlı suyun maviliği, diğer yanda Alp Dağları’nın gölgelediği ağaçlarda yeşilin farklı tonları, günübirlik yolculuğumuza zenginlik katıyor…

Hac yolculuğu, eskiden yalnızca bir ibadet değil; şehir hayatında, evlerde ve mahallelerde iz bırakan önemli bir yolculuktu. Bu yolculuk, giden kişiyi olduğu kadar, geride kalanları da etkilerdi…

Dârü’t-Tırâz, Orta Çağ İslâm dünyasında hem devletin denetimindeki dokuma merkezi hem de saray kültürünü yansıtan önemli bir kurumdu…

Bugün birer sanat eseri sayılan Osmanlı mezar taşları, vefat edenin kimliğini bildiren levhaların ötesinde; şehir hafızasının müstesna belgeleri, aile tarihinin …

Mekke-i Mükerreme ulemasının bir araya gelerek kaleme aldığı iki mektupta, Müslümanların dinî hayatlarındaki eksiklikleri hatırlatılarak, sırat-ı müstakim (doğru yol) üzere olmaları gerektiği ifade edilmişti…

Yazmak, bilgiyi kalıcı hâle getirmek ve nesiller boyunca paylaşmanın en sağlam yoludur. Müstensihlerden şapograf makinelerine uzanan çoğaltma geleneği, bilginin toplum hafızasında yolculuğunu mümkün kılmıştır…

Mustafa Râkım Efendi, Osmanlı hattatlığında celî sülüs ve tuğrada çığır açan müstesna bir üstattır.

Kalemi güçlü olduğu kadar, bedenen de kuvvetli olan Ahmed Midhat Efendi, devrin gazetecilerinden Lastik Said Bey’le bir fikir tartışmasına girmişti.

Kısıklı Abdullah Ağa Camii, yüzyıllar boyunca depremlerle sınanmış, tamiratlarla yenilenmiş; vakıf geleneği ve mahalle hafızasıyla ayakta kalmış manevî bir merkezdir.

Osmanlı medeniyeti, gücünü; ölçüden, edep ve zarafetten aldı. Şehrin imarından hane kapısına kadar uzanan bu anlayışta mahremiyet, mimarinin diliyle korunmuş, bir kapı tokmağı dahi, insanın kimliğini ve niyetini anlatan medeniyet nişanesine dönüşmüştür…