Kültür Tarihi, Manşet

Bir Damga Bin Mana

mühür

Mühür, zarif bir sanatın Osmanlı’daki yansımasıdır. Sahiplik de bildirir, onayı da ifade eder bu küçük kalıplar. Bazıları da vardır ki sahibinin niyazını, Hazret-i Allah’a duasını nakşeder kâğıtlara…

Mühür, Farsça bir kelimedir. Arapçada aynı manayı ifade eden “hâtem” kelimesi bulunsa da Osmanlılar devrinde daha çok “mühür” tercih edilmiştir. Üstelik Osmanlı’ya has usullerle mühür kelimesi, Arapça kalıplara uydurularak “memhûr (mühürlü)” ve “temhîr (mühürlemek)” gibi ifadeler bile türetilmiştir.

Yazının icadından bu yana kullanılan mühürler, başta altın olmak üzere gümüş, pirinç, demir, bronz gibi madenler veya zümrüt, akik, firuze, necef, Yemen taşı, kantaşı, inci gibi kıymetli taşlar kullanılarak hazırlanmıştır. Basıldığında düzgün çıkması için yazıları ters kazınan mühürler, is veya mürekkebe basılarak kullanılırdı. Mühür kazıma işine hakkâklik; bu işi yapana da hakkâk, mühür kesen gibi isimler verilirdi.

Osmanlı toplumunda itibarlı bir meslek olan hakkâklik/mühürcülük, başlı başına sanat olarak kabul edilmiştir. Sülüs, ta‘lîk, nesih, rik‘a, reyhanî gibi hat sanatının en güzel nevileri, mühürler üzerinde uygulanmıştır.

Altıgen, badem, çiçek, damla, dikdörtgen, kalkan, kalp, kare, oval, sekizgen, şemse, sikke, yaprak, yedigen, yuvarlak gibi şekillere sahip mühürlerin büyük maharet, sabır ve dikkatle hazırlandığı hakikattir.

Bazıları mühürlerini cepte taşıdığı gibi keseye koyup boynuna asanlar da olur, bir kısmı da yüzük şeklindeki mührünü parmağına takardı. Osmanlı toplumunda mühür sadece hükümdara has değildi. Memurlar ve halk tarafından da imza yerine kullanılmıştır.

Mühürler, çok eski tarihlerden beri bilinmektedir. İslâm tarihindeki ilk mühür ifadesi ise Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) mübarek bedenlerinde, iki kürek kemiği arasında bulunan Hâtem-i nübüvvet (hâtemü’n-nübüvve), mühr-i nübüvvet, nübüvvet mührü, peygamberlik mührü, peygamberlik nişanı gibi tabirlerle ifade edilen mühürdür. Bu mühür, Resûl-i Ekrem Efendimiz’in nübüvvetinin delili, son peygamber oluşunun bir işaretidir.

Nitekim hâtem (mühür) genelde yazıların altına basılıp son sözün söylendiğine ve tasdike işaret eder. Resûlüllah Efendimiz’e “hâtemü’l-enbiyâ” denilmesi, onun hem nübüvveti nihayete erdiren son peygamber hem de bütün peygamberlerin nübüvvetini tasdik eden (mühürleyen) İlâhî bir delil olduğu şeklinde açıklanmaktadır. Bir de Peygamber Efendimiz’in, yüzük şeklinde yapılmış, üzerinde “Muhammedün Resûlüllâh” yazan mührü vardı. Bu mühür, muhtelif devlet başkanlarına gönderilen İslâm’a davet mektuplarında kullanılmıştır. Resûlüllah Efendimiz’in bu mührü, Hazret-i Ebûbekir (r.a.), Hazret-i Ömer (r.a.) ve Hazret-i Osman (r.a.) efendilerimiz tarafından da kullanılmıştır.

İhtişamın Sembolü

Mühür çoğu zaman sanatın, zarafetin ve gönül dünyasının bir yansıması olmuştur. Temsiliyet ifade etmesi hasebiyle o küçücük alana kazınan, basılmış olduğu evrakın aidiyetini belirten bu küçük mühürler, üzerindeki bir veya birkaç kelime ile çok büyük manalar ihtiva etmiş ve sahibinin manavî âlemini, arzularını ve fikirlerini ortaya koymuştur. Meselâ Hatice Sultan’ın mühründeki tek cümlelik ifade, az sonra izah edileceği üzere, manası itibarıyla bir padişah kızının gönül dünyasını yansıtmaktadır ve kitaplar dolusu izahı yapılsa anlatılması zordur.

Yazının tamamını Yedikıta Dergisi 184. sayısından (Aralık 2023) okuyabilirsiniz.

Önceki MakaleSonraki Makale

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir