Kültür Tarihi, İslam Tarihi, Kapak, Manşet

Mescid-i Haram’ın Yitikleri

yitikler

Mescid-i Haram, yirminci yüzyılın başlarından itibaren, asırlardır sinesinde taşıdığı tarihî binalardan, makamlardan ayrı düşmeye başlamıştı. Hâlbuki bu tarihî yapıların her biri, derin manalara ve Mescid-i Haram’a hizmetle şereflenen halifelerin ve sultanların aziz hatıralarına sahipti. Şimdi sizleri, 1880 yılının Mescid-i Haram’ına götürüyor, bugün yerinde olmayan makamlarla buluşturuyoruz…

Benî Şeybe Kapısı

40 yıl öncesine kadar, Kâbe-i Muazzama’nın doğusunda, Makâm-ı İbrahim’in biraz gerisinde ve Zemzem-i Şerif kuyusunun yakınlarında tavafın başlangıç noktası olan “Benî Şeybe” kapısı yer alırdı. İki taş sütun üzerine yapılmış, bir nevi tek kemerli tak olan Benî Şeybe kapısı, adını Kâbe-i Muazzama anahtarlarını muhafaza hizmetini (Hicâbe) deruhte eden aileye mensup Şeybe bin Osman radıyallahü anh’tan alır. Mekke-i Mükerreme’nin fethinden önce Hazret-i Şeybe’nin evi, tam da bu kemerin olduğu yerdeydi.

781 yılında, Abbasî halifesi Mehdi’nin Mescid-i Haram’ı genişletme çalışmaları esnasında bu ev yıkılmış ve yerine bir kapı açtırılmıştı. Bünyesindeki aziz hatıralara binaen yeni açılan kapıya Benî Şeybe ismi verildi. Memlükler zamanında yenilenen kapı, Osmanlı devrinde sıkça tezyin edilmişti.

Sultan İkinci Abdülhamid Han’ın Yıldız Albümleri’nde yer alan Mekke-i Mükerreme fotoğraflarında hemen dikkatleri çeken kemerin üstünde, altın kaplamalı alem bulunurdu.

mescidi haram
Sultanahmet Camii’nde bulunan ve Mescid-i Haram’ın günümüzde yerinde olmayan eserlerini de tasvir eden resim

Kemerin üst kısmında ve hilalin altında “Oraya emniyet içinde selametle giriniz.” (Hicr, 46) mealindeki âyet-i kerîme yazılıydı. Mermer kitabe bölümünde “Ey Rabbim, buraya sadakatle girmemi ve buradan sadakatle çıkmamı nasip eyle. Bana, tarafından yardım edici bir kuvvet ver.” (İsra,80) mealindeki âyet-i kerîme yazılıp altın suyuyla yaldızlanmıştı. Kapının Kâbe-i Muazzama’ya bakan cihetine ise: “Üzerinize selam olsun. Hoş oldunuz. Devamlı kalıcı olarak hemen oraya giriniz.” (Zümer, 73) mealindeki âyet-i kerîme nakşedilmişti. Ayrıca Peygamber Efendimiz ve Hulefâ-i Râşidîn’in isimleri mermer madalyonlara yazdırılmış ve kemerin dört köşesine konulmuştu.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Benî Şeybe kapısının da bulunduğu cihetten Mescid-i Haram’a girdiği için bu kapının ayrı bir önemi vardır. Eski devirlerde, tavafa niyet eden kişiler, Benî Şeybe kapısından tavaf alanına girer, Beytullah’ın etrafında yarım bir tur atarlardı. Bu esnada tevbe ve istiğfarlarla manen tavafa hazırlık yapılır, bir taraftan da tavaf niyeti okunurdu. Hacerü’l-Esved’in karşısına gelindiğinde tekbir getirilip istilam edilerek tavafa başlanılırdı. Bahsedilen şekilde tavaf etmek, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) sünnetidir.

Tavaf alanının genişletilmesi sebebiyle 1979 yılında Benî Şeybe Kapısı sökülmüş, sanat değeri yüksek olan mermer kitabe ve madalyonlarıyla alemi, Mekke Müzesi’nde muhafaza altına alınmıştır.

beni_seybe_kapisi
Beni Şeybe Kapısı (3D)

Mescid-i Haram Minberi

İlk devirlerde Mescid-i Haram’da minber yoktu. İmamlar, Cuma ve Bayram hutbelerini Hicr-i İsmail duvarına çıkarak okuyorlardı. Abbasîler devrinde ahşaptan yapılan basamaklı bir minber ilk defa kullanıldı.

1558’de Kanuni Sultan Süleyman, İstanbul’da itinayla hazırlattığı mermer minberi Mescid-i Haram’a hediye etti. Dünyada benzeri olmayacak güzellikte, saray ustaları tarafından büyük ihtimamla hazırlanan bu eser, tavaf edenlere de engel teşkil etmeyecek şekilde uygun bir noktaya yerleştirildi.

İstanbul’dan Mısır’a, oradan da Cidde’ye ulaşan minber, uzun yolculuğun sonunda asıl mekânına varmıştı. Âbidevî minberin Kâbe-i Muazzama’ya bakan batı cephesinde “Elhamdülillâhi rabbi’l-âlemîn kad benâ Süleymânu minbera’l-beledi’l-emîn/Âlemlerin Rabbi Allah’a hamdolsun ki şu emin şehrin minberini Süleyman inşa etti.” ibaresini taşıyan kitabe vardı. Kapısında ise “İnnehû min Süleymâne ve innehû bismillâhirrahmânirrahîm (Neml, 30) sadakallâhü celle ismuhû, senete 966” yazmaktaydı.

1979 yılında Kral Halid bin Abdülaziz devrinde tavaf alanını daralttığı gerekçesiyle minber yıkıldı. Günümüzde biri ahşap diğeri de sert plastikten yapılmış ve hareket kabiliyeti olan iki minber bulunmaktadır. Cuma ve bayram günleri, Beytullah’ın doğu duvarına getirilen minberden hutbeler okunmaktadır.

Makâm-ı İbrahim Binası

Osmanlı devrinde Makâm-ı İbrahim, etrafı demir kafesle çevrili, kubbeli, dört direk üzerinde bir bina ile korunuyordu. Binanın arka tarafında, namaz kılanlar için yapılmış bir de sundurma/gölgelik vardı. Makâm-ı İbrahim binası ile Kâbe-i Muazzama arasında 15,40 metrelik bir mesafe bulunuyordu.

Eyüp Sabri Paşa’nın kaleme aldığı Mir’âtü’l-Mekke isimli esere göre, Makâm-ı İbrahim binasının kapısı açılınca Mekkeliler içeri girer ve Hazret-i İbrahim Aleyhisselam’ın mübarek ayak izlerinin bulunduğu çukur kısma Zemzem-i Şerif döküp teberrüken içerlermiş. Hastaların şifa bulduğunu, dertlilerin devalarına kavuştuğunu gören mücavirler, kapının açılacağı vakitleri çok iyi takip ederlermiş.

1879 yılında Harem-i Şerif müdürü Ahmed Efendi, payitahttan gerekli izni alarak sandukayı ve parmaklıkları yeniletmiştir. Bu çalışma esnasında Makâm-ı İbrahim binasının kubbesi de elden geçirilmiştir.

17 Ekim 1967 tarihinde Kral Faysal tarafından sözü edilen yapı kaldırılıp yerine hâlen mevcut altıgen şeklinde camekânlı yapı konulmuş, üzeri ise tamamen açılmıştır. 24 Ocak 1997 tarihinde Kral Fehd, Makâm-ı İbrahim mahfazasını değiştirmiştir. Tavaf edenlerin geçişini kolaylaştırmak için bu son mahfaza kuzey-güney istikametinde elips şeklindedir. Yüksekliği 3,5 metre eni ise 1,7 metredir. Parmaklıkların ardından ziyaretçilere mübarek ayak izlerini göstermek için kristal bir fanus konulmuştur.

makami_ibrahim
Makâm-ı İbrahim ve Şafiî Makamı (3D)

Zemzem-i Şerif Binası

Zemzem, Allahü Teâlâ’nın Hazret-i Hacer ve oğlu Hazret-i İsmail’e ihsan ettiği mübarek sudur. Kâbe-i Muazzama’nın 21 metre doğusunda bulunan Zemzem-i Şerif kuyusu, günümüzde tavaf alanının hemen altında bulunmaktadır.

Osmanlılar, 1517 yılında Haremeyn-i Şerifeyn hizmetini deruhte etmeye başlayınca Zemzem-i Şerif kuyusu üzerine güzel bir bina yaptılar. Bu yapının çevresine sebiller konuldu. Sebillerin üzerinde, Zemzem-i Şerifle alakalı hadis-i şeriflerin yazılı olduğu mermer kitabeler vardı. Kanunî Sultan Süleyman Han’ın yaptırdığı mermer kuyu bileziği sayesinde üzerine çıkılıp sakiler tarafından Zemzem suyu makaralarla çekilirdi. İstenmeyen kazalar sebebiyle kuyuya düşenler olduğu için Sultan Birinci Ahmed Han tarafından gümüş bir parmaklık yaptırıldı.

Zemzem binasının son şeklini alması, Sultan Birinci Abdülhamid Han devrine rastlar. 1787 yılında görülen lüzum üzerine Zemzem binası sökülmüş ve yeniden yapılmıştır. Bu esnada kuyu ve mahfazasına dokunulmazken binanın kapısı, pencere söveleri, parmaklıkları ve Zemzem-i Şerif sebilleri devrin estetiğine uygun şekilde tasarlanmıştır. Zemzem binasının farklı yerlerine monte edilen mermer levhalar üzerine İnsan Suresi’nin 17. ve 18. âyet-i kerîmeleri ile “Zemzem suyu ne niyetine içilirse onadır.” ve “Kulun içinde Zemzem ile cehennem ateşi bir arada olmaz.” hadis-i şerifleri işlenmiş ve altın suyuyla yaldızlatılmıştır. Kapı ve pencere kitabelerinde Sultan Birinci Abdülhamid Han’ın ismi ve “1201” Hicrî tarihi (1787) hakkedilmiş olup son derece zarif bir görüntüsü vardır.

Yukarıda bahsi geçen mermer bilezik, gümüş korkuluk ve kitabeler, günümüzde Mekke Müzesi’nde teşhir edilmektedir.

1955 yılında, izdihama yol açtığı gerekçesiyle önce tarihî Zemzem-i Şerif binası kaldırıldı. Daha sonra da Zemzem dağıtma işi, tavaf alanının altına alındı. Tavaf alanını daraltmasından dolayı ilk defa 1963 yılında Zemzem kuyusunun tamamen zemine alınması gündeme geldi.

1979 senesinde mukaddes kuyu, zeminde müstakil bir alana alındı, girişi ise doğu revaklarına yakın bir yere yapıldı. O yıllarda Zemzem-i Şerif’i ziyaret edecek olanlar merdivenle aşağı iner, kuyuyu rahatlıkla görebilirlerdi. Yaşanan izdihamlar gerekçe gösterilerek 2001 yılında kuyuya giden kısım tamamıyla kapatıldı. Bugün sadece vazifeliler kuyuyu görebilmektedirler ve Zemzem-i Şerif, Mescid-i Haram’ın birçok yerine konulan termuslarda dağıtılmaya devam etmektedir.

kabe
Mescid-i Haram’da Cuma namazı – 1880

Dört Mezhep Makamları

Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat akidesine mensup dört büyük mezhep için Mescid-i Haram’ın dört farklı yerinde zaman içerisinde hususi makamlar inşa edilmişti ki bunlara “Mevâkıfü’l-Eimme” denilirdi.

Mescid-i Haram yeryüzünün en büyük mescidi olup cemaatinin kalabalıklığı ve üstünün açık olmasından dolayı sesin yeterince işitilememesi gibi sebeplerle tek bir imam yeterli gelmiyordu. Ayrıca, namazların en faziletli vakitleri hususundaki farklı içtihatlardan dolayı Kâbe-i Muazzama’da her mezhep imamı kendi cemaatine namaz kıldırıyordu.

Mescid-i Haram’da mezheplerin vakit namazlarını ayrı cemaatler hâlinde kılmalarına, Kral Abdülaziz bin Suud devrinde, 1924 yılında son verilmiştir. Her biri sanat ve estetik olarak son derece zengin işçiliğe sahip olan bu yapılardan günümüze maalesef bir şey kalmamıştır.

Malikî Makamı

Kâbe-i Müşerrefe’nin batısında, Şam köşesiyle Yemen köşesi arasında mevcut olan bu yapı dört sütun üzerine kurulu bir gölgelik şeklindeydi. Memlük Sultanı el-Melikü’n-Nâsır Ferec tarafından yeniden yaptırılmış, Malikî imamlara tahsis edilmişti. Yapının ortasında ilk devirlerde mihrap bulunurken daha sonraki yenilemelerde bu mihrap kaldırılmıştır. Sultan Abdülaziz devrinde son şekli verilmişti. 1956 yılında tavaf alanının genişletilmesinden dolayı yıkılmıştır.

Şafiî Makamı

Kâbe-i Muazzama’nın doğusunda ve Makâm-ı İbrahim’in arkasında yer alırdı. Memlük Sultanı el-Melikü’n-Nâsır Ferec tarafından 1405 yılında onarılarak yeniden yaptırılmıştı. Şafiî makamı 1540’ta Kanuni Sultan Süleyman, 1635’te de Sultan Dördüncü Murad zamanında yenilenmiştir. 17 Ekim 1967 tarihinde Kral Faysal tarafından Makâm-ı İbrahim ile birlikte söktürülmüştür.

Hanbelî Makamı

Memlük sultanı Ferec devrinde iki taş sütun üzerine inşa edilen tek kemerli bir yapıyken daha sonra sütunlu gölgelik olarak tasarlanmıştı. Her dönemde yenilenen Hanbelî makamı son şeklini Sultan Abdülaziz devrinde çatısının yenilenmesiyle aldı. Bu yapı, önceleri Hacerü’l- Esved’in karşısında iken Sultan İkinci Abdülhamid devrinde, 1884 yılında Yemen köşesi ile Hacerü’l-Esved arasına alınmıştı. Diğer makamlar gibi burası da 1956 yılında tavaf alanının genişletilmesinden dolayı yıkılmıştır.

MEKKE-İ MÜKERREME 3D SANAL TUR VİDEOSU

Hanefî Makamı

Kâbe-i Muazzama’nın kuzeyinde, Altınoluk’un karşısında tavaf alanının az gerisinde bulunmaktaydı. İlk defa, 1399 yılında Memlük Sultanı Berkuk tarafından yaptırılmıştı. Hanefî makamı, bu dönemde dört taş sütun üzerine kurulmuş olup üstü kapalıydı. Öndeki iki direk arasında mermerden bir mihrab vardı. Kanuni Sultan Süleyman devrinde, 1540 yılında iki kat hâlinde inşa edilerek cemaatin tekbirleri daha rahat işitmesi için üst kat müezzinlere ayrıldı.

Diğer mezhep makamlarının aksine Hanefî makamı hem çift katlı hem de daha büyük olarak yapılmıştı. İklimin sıcak olmasından dolayı her iki kat da açık olarak tasarlanmış, çevresinde abanoz ağacından korkuluklar yerleştirilmişti. Sultan Abdülaziz zamanında Hanefî makamında yapılan onarımla batı ve doğu taraflarındaki direkler yükseltilerek mevcut iki kemer, tek kemer hâline getirildi. Bina, 1956 yılında tavaf alanının genişletilmesi esnasında yıkılmıştır.

Önceki MakaleSonraki Makale

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.