Kütüphaneler artık raflarla sınırlı değil. Elektronik kaynaklardan yapay zekâ destekli arşivlemeye, kütüphaneciliğin sınırları yeniden çiziliyor. Peki, dijitalleşme bu alanda nasıl bir dönüşüm sağladı? İşte bilginin dijitale aktarımına ve geleceğin kütüphaneciliğine dair merak edilenleri İstanbul Bilgi Üniversitesi Kütüphane ve e-Kaynaklar Direktörü Dr. Sami Çuhadar’a sorduk…
Sami Bey, kütüphanenizin dijital koleksiyonu hakkında güncel istatistiki bilgi alabilir miyiz?
Bilgi teknolojilerindeki gelişmeler ile birlikte, kütüphanelerdeki dijital koleksiyon sayısı her geçen gün artmaktadır. Kütüphanemiz, kuruluşundan bu yana elektronik kaynak alımına önem vermiş; eğer bir kaynağın hem elektronik hem basılı seçeneği bulunuyorsa her zaman elektronik kaynağın temin edilmesinden yana olmuştur. Hatta İstanbul Bilgi Üniversitesi Kütüphanesi “e-Kaynaklar” ismini kullanan ilk üniversite kütüphanesidir.
Kütüphanemizde şu an yaklaşık 1.250.000 elektronik kitap, 62.500’den fazla e-dergi, 127 veri tabanı, e-ansiklopediler bulunmakta ve bu kaynaklara BİLGİ mensupları tarafından zaman ve mekân tanınmaksızın 7/24 erişim sağlanabilmektedir. Yine tüm bu kaynaklardan BİLGİ mensubu olmayan misafir kullanıcılarımız da kampüs içerisinde lisans ve telif hakları kapsamında faydalanabilmektedir. Kütüphanemizin de sloganı uzun yıllardan beri “Herkes BİLGİ’lensin!” şeklinde. Ayrıca, kurumsal akademik arşiv sistemimiz ise İstanbul Bilgi Üniversitesi bünyesinde bulunan bölüm ve birimlerin entelektüel birikimini ve yayınlarını bir araya toplayarak, dijital açık arşiv oluşturmaktadır. Bu sistem içerisinde toplam 8.820 yayın bulunmakta ve bu sayı her geçen gün artış gösteriyor.
-Basılı materyallerin dijitalleştirilme sürecinde materyallerin seçimi hangi kıstaslara göre belirlenmekte?
Biz, aslında yeni bir üniversite olduğumuz için çok fazla dijitalleştirme yapan bir kurum değiliz. Bir önceki soruda da belirttiğim gibi kuruluşumuzdan bu yana da her zaman elektronik kaynaklar sağlamaya özen gösterdik. Ama dijitalleştirme ile ilgili elbette bazı deneyimlerimiz var.
Öncelikle, dijitalleştirme yapmadan önce kaynağın daha önce başka bir kurum tarafından dijitalleştirilip dijitalleştirilmediğine bakıyoruz. Eğer daha önce dijitalleştirilen ve açık erişimli olan bir kaynak ise tekrar bir dijitalleştirme yapmıyoruz. Bir diğer ölçüt olarak ise basılı olarak aldığımız bir materyalin üretici/sağlayıcı tarafından daha sonra da dijitalleştirilip dijitalleştirilmediğine bakıyoruz. Eğer üretici/sağlayıcı bu materyali dijitalleştirdiyse tekrar dijitalleştirmek yerine bir kopyasını temin ediyoruz.
Pratikte dijitalleştirme deneyimimizden bahsedecek olursak, buna koleksiyonumuzda bulunan videokasetleri koruma amaçlı DVD’ye dönüştürme sürecimizi örnek olarak gösterebiliriz. Birçok kurum dergi, kitap gibi basılı kaynakları dijitalleştirirken biz görsel işitsel kaynaklar olan videokasetleri dönüştürdük. Kütüphanemizde 15.000’in üzerinde videokaset bulunuyor. Bu kaynakların dijitalleştirilmesi ve dönüştürülmesi ile ilgili çalışmalarımız oldu.
Videokasetlerin DVD ve elektronik ortama aktarılması için dönüştürücü cihazlar gerekiyordu. İlk aşamada dönüştürücü cihazları temin ettik. Bu işlemi kimin yapabileceğini detaylıca araştırdık ve hem kurum içi hem kurum dışı olmak üzere destek alarak videokasetlerin dijital ortama aktarılmasını sağladık.
Bir diğer dijital dönüşüm sürecimiz ise elektriğin gündelik hayata girmesiyle yaşanan toplumsal dönüşüme ve modernleşmeye ışık tutan Ameli Elektrik Dergisi’nin dijitalleştirilmesi çalışmasıdır. 1925-1935 yılları arasında elektriğin geniş kitlelere tanıtılması ve kullanımının teşvik edilmesi amacıyla yayın hayatını sürdüren dergi, devlet tarafından yayımlanan ilk reklamcılık ve iletişim dergisi olma özelliği taşıyor. Bu önemli dergiyi dijitalleştirerek yine zaman ve mekân sınırlaması olmaksızın erişilebilir hâle getirdik.
Röportajın tamamını Yedikıta Dergisi 200. sayısından (Nisan 2025) okuyabilirsiniz.