“Padişaha yaklaşınca, kollarıma giren ağalar yere diz çöktüler; ben de aynı şeyi yaptım ve padişahın kaftanının eteğini öptüm. Yanımdakiler, birden beni kollarımdan kaldırdılar ve Treviso ıstakozları gibi geri geri yürüyerek yerime döndüm. Bütün bunlar o kadar hızlı oldu ki, ne bu odayı ne de padişahı dilediğim gibi görme fırsatı bulabildim.”
Philippe du Fresne-Canaye, 1573’te, Fransa’nın İstanbul büyükelçisi ile Osmanlı’nın saltanat merkezine gelmiştir. Resmî bir görevi olmamasına rağmen bu Avrupalı seyyah, görüşme talebi kabul edilen Fransız elçilik heyeti ile saraya girmiş ve Sultan İkinci Selim’in eteğini öpmüştür. Osmanlı’da elçi kabul merasiminin ne şekilde icra edildiği hakkında fikir sahibi olmak bakımından Philippe’in yazdıkları önemlidir.
Ancak büyükelçi, sultanın huzuruna çıkmadan önce, Sadrazam Sokullu Mehmed Paşa tarafından çağrılmıştır. Bu sebeple elçilik heyeti, evvela sadrazamın konağına giderek onunla görüşmüştür. Elçi, paşanın konağı ve eşyalarının gösterişli olmamasını da yadırgıyor. Fresne- Canaye, dikkatini çeken hususları şöyle anlatıyor:
“Sarayın avlusu küçük; ortasında bir çeşme bulunuyor. Türkiye’nin en güzel atlarını barındıran ahırları hesaba katmazsak, burada bir paşaya yakışacak hiçbir şey yok. Ziyaretimiz sırasında, atların farklı uzunluktaki iplerle yere bağlanmış olduklarını gördük. Yemleri bizde olduğunun aksine yükseğe değil çok aşağıya konuluyor. Her zaman atların üzerine, onları sıcak tutacak iki ya da üç uzun örtü atıyorlar; bunun sebebi atların kıllarının kısa ve ayna gibi parlak olması. Atları temiz tutmak için ellerinden gelen ihtimamı gösteriyorlar. Atların kuyruğunu ve yelelerini, hatta bazen atın tamamını ya da yarısını boyama âdetleri var. Atlarını kusursuz kılmak için her gün koşturuyorlar.
Yazının devamını Yedikıta Dergisi Mart (19. Sayı 2010) sayısından okuyabilirsiniz.
Osmanoğulları’nın ilk büyük payitahtı, Osmanlı’nın dibacesi ve beylikten devlete geçişin müjdeleyicisi Bursa; yeşili ve suyuyla…
Şeyh Üftâde (1490-1580) Hazretleri, daha doğumunda görülen müjdeli bir rüyanın işaret ettiği üzere, zühdü, takvâsı…
Bugün İslâm medeniyetinden söz edebiliyorsak, bunu Medine-i Münevvere’ye borçluyuz diyebiliriz. Zira İslâmî kültürün tekâmül etmeye…
Yazmak, bilgiyi kalıcı hâle getirmek ve nesiller boyunca paylaşmanın en sağlam yoludur. Müstensihlerden şapograf makinelerine…
Mustafa Râkım Efendi, Osmanlı hattatlığında celî sülüs ve tuğrada çığır açan müstesna bir üstattır.
Kalemi güçlü olduğu kadar, bedenen de kuvvetli olan Ahmed Midhat Efendi, devrin gazetecilerinden Lastik Said…