Hac yolculuğu, eskiden yalnızca bir ibadet değil; şehir hayatında, evlerde ve mahallelerde iz bırakan önemli bir yolculuktu. Bu yolculuk, giden kişiyi olduğu kadar, geride kalanları da etkilerdi…
Bir zamanlar hac, muazzam bir ibadet olmasının yanında, neredeyse ömrün içinden koparılıp alınmış uzun bir seferdi. Bugün birkaç valiz, birkaç resmî işlem ve saatlerle ölçülen kolay bir yolculuk gibi görünse de eskiden öyle değildi. Hacca gitmek, insanın evinden çıkarken ardına bir ihtimal de bırakması demekti: ya dönebilir ya da yolcuğuluğun şartları nedeniyle dönemeyebilirdi.
Bu yüzden hac yolculuğu başlamadan önce helâllikler alınır, kırgınlıklar giderilir, eş dost, son bir defa kapıda toplanırdı. Gidenin ardından dualar edilirdi; kalanlar, onları yalnızca mukaddes beldelere değil, bir daha görememek üzere uğurluyormuş gibi bakar, kendisi de gidememenin burukluğuyla gıpta duygusunu bir arada yaşardı.
Yazının tamamını Yedikıta Dergisi 214. sayısından (Haziran 2026) okuyabilirsiniz.
Mohaç’ta kazanılan büyük zaferin üzerinden beş yüz yıl geçti.
Osmanlı Devleti, her konuda olduğu gibi koku meselesinde de o kadar ince bir meziyete sahiptir…
Carrington Olayı adıyla bilinen ve yakın tarihin kaydedilmiş en güçlü Güneş fırtınasına şahitlik edin!
Kaynaklarda Osmanlı Devleti'nin bilinen ilk resmî madalyası Ferahî'dir...
Balıkesir ve Çanakkale çevresinde kurulan Karesi Beyliği, Osmanlı’ya katılan ilk beylik olarak önemli bir yere…
16. yüzyıl yerleşimlerinin görsel hafızası niteliğindeki “Civitates Orbis Terrarum”, tarihin ilk kapsamlı şehir atlasıdır.