Categories: İslam Tarihi

Hazret-i Ömer’e (r.a.) “Faruk” Ünvanı Nasıl Verildi?

Adaletin timsali, hakkı geciktirmeyen ve hak ile bâtılı ayıran Hazret-i Ömerü’l-Fârûk (r.a.); gençliğinden itibaren fikirlerine başvurulan, kararlarıyla insanlığa örnek olan müstesna şahsiyettir. Halife-i Müslimîn olduğunda da herkesin hakkını korumuş, hatalara ânında müdahale etmiş ve ahalinin huzuru için her zaman adaletli olmuştur…

Kimi şahsiyetler vardır gönülleri hakikat nuruyla dopdolu, lisanları dosdoğru sözleri hikmetlidir. Konuştuklarında ağızlarından âdeta inci mercan dökülür. Dillerinden asla manasız kelam duyulmaz. Hikmetli sözleri gönülleri titretir, kalpleri yumuşatır, ruhlara tesir eder. Bu zatlar,  her sözlerinde haklı çıkarlar ve terazileri gram şaşmaz. Görüşleri yerli yerinde, hükümleri isabetlidir. Verdikleri tavsiyelerin doğruluğu zamanla daha iyi anlaşılır. Bu zatlara “mülhem” veya “muhaddes” denilir. Yani kalbine birtakım hakikatlerin ilham edildiği kimseler. Başka bir ifadeyle fikirleri doğru, kararları isabetli olan şahsiyetlerdir. İşte bu müstesna zatlardan biri de şüphesiz Hazret-i Ömerü’l-Fârûk (radıyallahu anh)’tur.

Hazret-i Ömer’in (r.a.) “muhaddes” olduğu, hadîs-i Nebevî ile de sabittir. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz sizden önceki ümmetlerde muhaddesûn (ilhama mazhar kimseler) vardı. Eğer benim ümmetimde de ilhama mazhar bir tek kişi varsa, şüphesiz o, Ömer’dir.” 

Aslına bakıldığında Hz. Ömer (r.a.), daha gençliğinden itibaren Mekke-i Mükerreme’de fikirlerine başvurulan mühim bir şahsiyetti. Cahiliye Dönemi’nde şehir yönetiminin önemli vazifelerinden biri olan “Sefâre” (elçilik) vazifesini ifa ederdi. Çevre kabilelerle veya komşu devletlerle bir savaş durumu meydana geldiğinde elçi olarak gönderilir; sonrasında verdiği bilgiler ve ileri sürdüğü görüşler doğrultusunda hareket edilirdi. Bununla birlikte kabileler arasında çıkan ihtilafların çözümünde de büyük tesiri olur, verdiği kararlara hürmet gösterilirdi.

Faruk Ne Demektir?

Hz. Ömer’in (r.a.) isminden ayrılmayan ve en meşhur lakabı, herkesçe malum olan “el-Faruk” idi. Bu kelime, hakkı, hak olmayandan, yani bâtıldan ayırması ve son derece adil olması sebebiyle ona verilmiş; artık isminin bir parçası hâline gelmiş ve hatta mutlak olarak “Faruk” denildiğinde, Hazret-i Ömer (r.a.) kastedilir olmuştur.

Bu lakabın kendisine ne zaman ve kim tarafından verildiği hususunda kaynaklarda görüş birliği olmamakla birlikte birtakım bilgiler mevcuttur. Bir rivayete göre bu lakabı veren kişi, bizzat Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’dir. Rivayete göre Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Allahü Teâlâ, hakkı bâtıldan Ömer ile ayırdığı için ona ‘Faruk’ denmiştir.” Başka bir rivayette ise Hazret-i Aişe (r.anha) annemize, Hz. Ömer’e (r.a.) “Faruk” lakabının kim tarafından verildiği sual edildiğinde şöyle cevap vermiştir: “Nebî Sallallahu Aleyhi ve Sellem.” Bazıları ise bu lakabın ilk olarak Ehl-i Kitab tarafından telaffuz edildiğini belirtmiştir.

Feyyaz Mezarcı

Recent Posts

Ateşin ve Toprağın Buluştuğu Sanat Çini

Orta Asya bozkırlarından Anadolu topraklarına uzanan bin yıllık kültür mirası çini, Selçuklu’nun ihtişamlı kubbelerinden, Osmanlı’nın…

43 dakika ago

Çininin Altın Çağı İznik ve Kütahya Çinileri

İznik’te üretilen çiniler, Osmanlı çiniciliğinin ulaştığı sanat seviyesinin en parlak örneklerini temsil eder. İznik atölyelerinin…

43 dakika ago

İznik’in Sırrı Mercan Kırmızısı

İznik çini sanatını ayrıcalıklı kılan husus, mercan kırmızısıdır. Yüzyıllar boyunca İznik çinilerinin en büyük sırrı…

45 dakika ago

Saray Dokuma Atölyesi Dârü’t-Tırâz

Dârü’t-Tırâz, Orta Çağ İslâm dünyasında hem devletin denetimindeki dokuma merkezi hem de saray kültürünü yansıtan…

59 dakika ago

İsveç’in Osmanlı Gemileri Yaramaz ve Yıldırım

Büyük Kuzey Savaşı (1700-1721), tarihimizde pek bilinmez. Ancak İsveç kralı 12. Karl’ı iyi biliriz. Nam-ı…

1 saat ago

Anne ve Yavrusunun Mezar Taşına Yansıyan Hüzünlü Hikâyesi

Mezar taşı hakkındaki en erken kayıtlardan biri, 8 Temmuz 1947 tarihli Ulus gazetesinde görülür. Niyazi…

1 saat ago