İnsanoğlu, tarih boyunca çetin tabiat şartları karşısında kolayca kurup sökebileceği, rahat taşıyabileceği, ihtiyaçları doğrultusunda kullanabileceği meskenler yaptı. Göçebe hayatın vazgeçilmez unsuru olarak imal edilen bu çadır meskenler, her milletçe kullanılsa da Türklerin sanat ve estetik anlayışıyla harmanlanıp şaheser hâline geldi. Türk kültürünün sembollerinden olan bu çadırlar, Orta Asya’da hâlâ yaygın olarak kullanılmaya devam ediyor…
Orta Asya’nın engin bozkırlarında hayat süren Türkler, yükte hafif, hareket kabiliyetlerini artıran çadırlarda yaşamayı tercih ettiler. Konar-göçer hayatı kolaylaştıran çadır, hükümdarın sarayı ve halkın meskeniydi. Yerleşik hayata geçtikten sonra da değerinden bir şey kaybetmeyen çadır, Orta Asya’dan Anadolu’ya, büyük bir coğrafyada hükümdarların kudret ve zenginliklerinin sembolü oldu. Türkler çadıra ev, iv, üy, oba, otak, kerekü, gerek, çerge, getir, yurt, kiyiz, keçe, gibi isimler de verdiler.
Bazı Çadır Türleri
Basit Örtülü: Üçgen biçiminde yanları örtülü çadır.
Mahruti (Konik): Sırıkların birbirine çatılarak üzerinin örtülmesiyle elde edilen konik biçimli çadır.
Alaçık-Çatma Ev: Tepe uçları yukarıya gelecek şekilde sırıklar birbirine çatılıp konik bir biçimde oluşan ve üzerine ağaç dalı, kamış, hasır, bez veya keçe örtülen çadır.
Yurt-Keçe-Toprak Ev: İskeleti ahşap, yuvarlak planlı ve toparlak örtülü, ortası delik çadır türüdür. Toprak ev, Türklerin en çok kullandıkları çadır olan toprak ev, bugün Orta Asya ve Afganistan’da hâlâ kullanılmaktadır.
Karaçadır-Kılçadır: Keçi kılından dokunmuş kumaşların kullanıldığı, direkli yörük çadırı.
Yazının devamını Yedikıta Dergisi 125. sayısından (Ocak 2019) okuyabilirsiniz.
Osmanoğulları’nın ilk büyük payitahtı, Osmanlı’nın dibacesi ve beylikten devlete geçişin müjdeleyicisi Bursa; yeşili ve suyuyla…
Şeyh Üftâde (1490-1580) Hazretleri, daha doğumunda görülen müjdeli bir rüyanın işaret ettiği üzere, zühdü, takvâsı…
Bugün İslâm medeniyetinden söz edebiliyorsak, bunu Medine-i Münevvere’ye borçluyuz diyebiliriz. Zira İslâmî kültürün tekâmül etmeye…
Yazmak, bilgiyi kalıcı hâle getirmek ve nesiller boyunca paylaşmanın en sağlam yoludur. Müstensihlerden şapograf makinelerine…
Mustafa Râkım Efendi, Osmanlı hattatlığında celî sülüs ve tuğrada çığır açan müstesna bir üstattır.
Kalemi güçlü olduğu kadar, bedenen de kuvvetli olan Ahmed Midhat Efendi, devrin gazetecilerinden Lastik Said…