Kapak

Satılık Hazine 1924

“Osmanlı sultanlarının hazineleri milletin eline geçmiştir. Bunları gayrimeşru sermaye halinde korumaktansa satarak bedelleriyle şose, demiryolu ve limanlar yapmak daha uygundur.” anlayışıyla satılığa çıkarılan Topkapı Sarayı hazinelerine fiyat biçmek için Avrupa’dan sarraf ruhlu eksperler davet edilmişti…

Çil çil altınlar, göz kamaştıran mücevherler, güzelliğe güzellik katan rengârenk kolye ve bilezikler; her biri ayrı bir sanatkârın el emeği, göz nuru çeşit çeşit aksesuarlar… Hazine deyince insanların aklına evvelemirde bunlar gelir. Muayyen bir zenginliğe ulaşmış her insanın sahip olabileceği harcıâlem hazineler bunlar. Bir de Osmanlı sarayının hazineleri var. Bir hanedanın, cihanşümul bir milletin, yüce bir devletin altı asırlık devasa birikimi. En kıymetlileri olan mukaddes emanetlerden tutun da fatihlerin kılıcına, ince ruhlu sultanların sanatkâr ruhlarına aracı olan kamış kalemlerden, İran şahına hediye giderken yarı yoldan dönen muhteşem hançere kadar dünyanın en kıymetli ve gözde hazinesi. Dine, devlete, vatana, millete, coğrafyaya hâsılı bir ruh iklimine alem olmuş emanetler. Geçmiş ve gelecek nesillerin ortak mirası olan bu hazineler satılır mı peki? Olur, mu, diyeceksiniz ama zaman zaman saraylardan muhtelif eşyaların satıldığına dair kayıtlar mevcut. Tarihimizde saray hazinelerini satmak konusunda teşebbüsler olmuş, hatta birkaç defa bazı saray malzemelerinin satışı gerçekleşmiştir. Tabi ki ekonomik krizler esnasında…

Devlet Ekonomik Krize Düşmeye Görsün

Osmanlı’da ekonomik krizde başvurulan klasik usûl, altın ve gümüş kap kacak kullanımının yasak edilmesiydi. Böyle zamanlarda devlet bütçe açığını kapatmak için halkta ve sarayda bulunan altın ve gümüş parçaları toplatır, darphaneye sevk eder ve bunlar eritilip para haline getirilirdi. Bunlardan yakın tarihli birisi Sultan Abdülaziz devrinde tasarruf tedbirleri alan Sadrazam Keçecizade Fuat Paşa’nın telkinleriyle olmuştur. Bir diğeri ise 93 Harbi’nden sonra kâimelerin değerinin düşmesiyle fırınların ekmek çıkaramayacak bir hale geldiği kriz esnasında, Sultan İkinci Abdülhamid’in Yıldız Sarayı’ndaki kap kacağı ve bakanların ellerindeki altın ve gümüşleri sattırmaları suretiyle gerçekleşmiştir. Fakat bu sırada satılanlar, tarihe mal olmuş, millî ve manevî kıymeti olan hazineler değildir. Onlarca asırlık hazinenin “tasfiyesi” fikri ise akıllara bile gelmemiştir.

Yazının devamını Yedikıta Dergisi Temmuz (71. Sayı 2014) sayısından okuyabilirsiniz.

Kasım Hızlı

View Comments

  • Uzman geldiği doğru ama satmak için değil. Lütfen tarihi çarpıtmayın.

Recent Posts

Teliften İstinsaha, Şerhten Hâşiyeye Yazma Eserin Anatomisi

İslâm medeniyetinde, eserler telif edildikten sonra istinsah, şerh, hâşiye, muhtasar, zeyl ve benzeri çalışmalarla yeniden…

6 gün ago

Mehmetçiğin Son Adımı Çanakkale’nin Yetim Çarıkları

Çanakkale Muharebeleri’nde şehit düşen Mehmetçiğin geride bıraktığı emanetlerden biri de çarıklardır.

6 gün ago

Üç Sultanın Ayak İzinde Bir Trabzon Gezisi

Fatih Sultan Mehmed’in fethettiği, Yavuz Sultan Selim’in çeyrek asır yönettiği, Kanuni Sultan Süleyman’ın çocukluk adımlarını…

6 gün ago

İtalya’da Müslüman Emirlikler

Müslümanların, İtalya’nın bazı bölgelerinde emirlikler kurduğunu duymuş muydunuz?

6 gün ago

Bulgurlu’nun Kalbinde Asırlık Yapı Bayrampaşa Camii

Üsküdar sırtlarında, geçmişte bir sayfiye köyünün kalbinde yükselen bulgurlu Bayrampaşa Camii, Osmanlı’dan günümüze ulaşan mimarisiyle…

6 gün ago

Gözyaşının Hatırasını Yaşatan Çeşme

İstanbul’un çeşmeleri, taşla suyun buluştuğu zarif yapılardan fazlasını ifade eder; her biri bir devrin zevkini,…

6 gün ago