Categories: Kültür Tarihi

Emir Musa Medresesi’nin Hikâyesi

Anadolu coğrafyası, hâlâ ecdadın binlerce eseriyle süslü. Bu medeniyet unsurları maalesef, güya yine “medeniyet” adına tahrip ve göz göre göre kör kazmaya teslim edilmiş. Üstelik pek çok kere olduğu gibi bunlarda da ecnebi parmağı var. İşte Karamanoğulları devrinden kalma bir medrese, dediklerimize canlı misaldir…

1927 yılı Karaman’ına gidelim hep birlikte. Karaman Kalesi’nin hemen yanı başındaki mahallede Alaaddin Ali Bey Türbesi ve Camii, Emir Musa Medresesi, Emir Fahreddin Ahmed Türbesi, Rahime Hatun Hankahı ve Emir Musa Hamamı, bütün ihtişamıyla ayaktadır. Ancak günümüzde kalenin eteğinde sadece Alaaddin Ali Bey Türbesi ve Emir Musa Medresesi’nin yıkıntıları karşılar bizi.

Evliya Çelebi’nin; “Musa Bey Medresesi ve Mescidi” diye bahsettiği Emir Musa Medresesi, Hisar Mahallesi’ndeki Orta Kale’nin Pazar Kapısı’nın güneyinde, Alaaddin Türbesi’nin karşısında; günümüzde Çeltek Mahallesi sınırları içerisinde bulunmaktaydı.  Burası 24.05.1991’te birinci grup tarihî eser olarak tescil edilmiştir edilmesine ama, “ba‘de harabi’l-Basra…”

Selçuklu’dan Karamanoğullarına Uzanan Miras

Kendilerini Türkiye Selçukluları’nın vârisi olarak gören Karamanoğulları’nın, medrese anlayışı da Anadolu Selçuklu mimarisin devamı niteliğindedir. Karamanoğulları, Anadolu Selçuklu mimarisini başlıca iki medrese şemasında devam ettirmişlerdir. Bunlar, kapalı avlulu medreseler ve açık avlulu ve eyvanlı medreselerdir. 

Kapalı avlulu medreselere tek örnek, Karaman merkezde 14. yüzyıl ortalarında yapılan Emir Musa (Musa Paşa) Medresesi’dir. Medresede, kubbeyle örtülü avluyu revaklar kuşatmakta, bunların ardında hücreler sıralanmaktadır. Taç kapının sağında bulunan silindir biçimindeki minare, renkli taş ve çini kakmalarıyla, kendisine yakın mesafede bulunan ve yine bir Karamanoğlu eseri olan İbrahim Bey İmareti’ndeki minarenin benzeridir. Medresenin en önemli sembolü olan bu uzun minare, kesme taştan yapılmış, gövdesi, iki renkli taşla damalı olarak örülmüş ve küpünden itibaren yedi kuşak çiniyle süslenmiştir. Sapancalı Hasan Hüsnü’nün Karaman Ahval-i İçtimaiyye-i Coğrafiyye ve Tarihiyyesi isimli kitabında yayınladığı fotoğrafta minare, harap hâldedir.

Yazının tamamını Yedikıta Dergisi 211. sayısından (Mart 2026) okuyabilirsiniz.

Arif Hattatoğlu

Recent Posts

Ulu Çınarın Bahar Mevsimi Bursa’nın Fethi

Osmanoğulları’nın ilk büyük payitahtı, Osmanlı’nın dibacesi ve beylikten devlete geçişin müjdeleyicisi Bursa; yeşili ve suyuyla…

2 hafta ago

Bursa’nın Manevî Mihmandarı Şeyh Üftâde (RAH.)

Şeyh Üftâde (1490-1580) Hazretleri, daha doğumunda görülen müjdeli bir rüyanın işaret ettiği üzere, zühdü, takvâsı…

2 hafta ago

Aydınlığın ve İrfanın Başşehri: Medine-i Münevvere

Bugün İslâm medeniyetinden söz edebiliyorsak, bunu Medine-i Münevvere’ye borçluyuz diyebiliriz. Zira İslâmî kültürün tekâmül etmeye…

2 hafta ago

Nüshadan İstinsaha “Müstensihin” Terakkisi Müstensih Makinesi

Yazmak, bilgiyi kalıcı hâle getirmek ve nesiller boyunca paylaşmanın en sağlam yoludur. Müstensihlerden şapograf makinelerine…

2 hafta ago

Vefatının 200. Yılında Mustafa Râkım Efendi

Mustafa Râkım Efendi, Osmanlı hattatlığında celî sülüs ve tuğrada çığır açan müstesna bir üstattır.

2 hafta ago

Kalemli Değil Sopalı Edebiyat Tartışması

Kalemi güçlü olduğu kadar, bedenen de kuvvetli olan Ahmed Midhat Efendi, devrin gazetecilerinden Lastik Said…

2 hafta ago