Dünya Tarihi

Türkistan’dan Anadolu’ya Emir Timur

1336’da Hoca Ilgar köyünde doğan Emir Timur, 1405’te Otrar’da ordugâhta öldüğü zaman geride çok geniş yerleri içine alan bir devlet bırakmıştı. Bu devletin merkezî toprakları batı Türkistan, nüfuz alanı ise Moskova’dan Delhi’ye, doğu Türkistan’dan İstanbul’a kadar uzanıyordu. Onun bütün bu geniş alana defalarca seferler düzenlemiş olması ve söz konusu coğrafyayı bir idare altında toplamayı başarmış ilk ve tek Müslüman hükümdar olması elbette ki tesadüf değildi…

1336’da Semerkand yakınındaki Keş şehrine bağlı Hoca Ilgar köyünde Barlas boyunun bey ailesi mensubu olarak başlayan macerası 1370’de Belh’i alarak bütün Mavaraünnehr’e hâkimiyetle kritik bir noktaya geldi. 1379’da Harezm; 1383’de Horasan, 1387 Azerbaycan, 1391 Deşt-i Kıpçak (Doğu kısmı), arada tekrar İran, 1395 ikinci kez Deşt-i Kıpçak (Batı kısmı), 1399 Hindistan, 1402 Ankara ve 1405 Hıtay üzerine sefer başında Otrar’da vefatı ile noktalanan hayatı boyunca inanılmaz genişlikte bir alanda seferler düzenlemiştir. Bu durum onun sadece kendi döneminde değil daha sonraki zamanlarda da hayret ve korkuyla anılmasına neden olmuş hatta bu his aşılıp Timur ve etrafındakiler ile sefer düzenlediği yerlerdeki yapı yeterince değerlendirilememiş dense yeridir.

Timur’un yetiştiği coğrafya konar-göçerler ile yerleşik hayat tarzının birbirine yaklaştığı Semerkand ve civarıdır. Timur’un doğduğu yer olan Keş vilayeti, Semerkand’a 9 yığaç mesafede (yaklaşık 40-45 km) idi. Baharda ova ve şehrin her yeri güzel bir yeşillik içinde oluyordu. Bu yüzden buraya Şehr-i Sebz de deniyordu. Timur zamanında Semerkand şehri, etrafında geniş bahçelerin tanzim edildiği, Kan-ı Gil başta olmak üzere geniş çayırların ve akarsuların bulunduğu bir yerdir. İklimi kuzey ülkeleri gibi soğuk, güney ülkeleri gibi aşırı sıcak ve nemli değildir. Yetiştiği coğrafya ve hayat tarzının Timur’un şahsiyeti üzerindeki etkisini anlamamızda İbn-i Haldun’un şu tespiti dikkat çekicidir

“Göçebeler sığınacak surları ve kaleleri bulunmadığı için kendilerini, aile ve mallarını korumaya mecburdurlar, onlar saldıranlara karşı korunma hususunda kendilerinden başka kimseye güvenmezler. Bundan dolayı daima silah taşırlar ve etraflarına bakınarak yollarına devam ederler. (…) Şiddet ve kuvvet bunlar için bir yaratılış, şecaat bir karakter olmuş, lüzumunda biri yardım isteyip harekete geçmek üzere çağırdığında bu kuvvet ve şecaatlerini kullanırlar. Şehirliler bunlarla karışır ve bunlarla birlikte sefer ederlerse bunların çoluk çocukları gibi olurlar. Etrafı, yönleri, su kaynaklarını, su ve ot bulunan yerleri bulmak ve göstermek hususları hep onlara bırakılır.”

Yazının devamını Yedikıta Dergisi Haziran (70. Sayı 2014) sayısından okuyabilirsiniz.

Prof. Dr. Hayrunnisa Alan

View Comments

  • Timurlu devletin tarihini anlatan dergisi mevcutmu derginizde

Recent Posts

Teliften İstinsaha, Şerhten Hâşiyeye Yazma Eserin Anatomisi

İslâm medeniyetinde, eserler telif edildikten sonra istinsah, şerh, hâşiye, muhtasar, zeyl ve benzeri çalışmalarla yeniden…

6 gün ago

Mehmetçiğin Son Adımı Çanakkale’nin Yetim Çarıkları

Çanakkale Muharebeleri’nde şehit düşen Mehmetçiğin geride bıraktığı emanetlerden biri de çarıklardır.

6 gün ago

Üç Sultanın Ayak İzinde Bir Trabzon Gezisi

Fatih Sultan Mehmed’in fethettiği, Yavuz Sultan Selim’in çeyrek asır yönettiği, Kanuni Sultan Süleyman’ın çocukluk adımlarını…

6 gün ago

İtalya’da Müslüman Emirlikler

Müslümanların, İtalya’nın bazı bölgelerinde emirlikler kurduğunu duymuş muydunuz?

6 gün ago

Bulgurlu’nun Kalbinde Asırlık Yapı Bayrampaşa Camii

Üsküdar sırtlarında, geçmişte bir sayfiye köyünün kalbinde yükselen bulgurlu Bayrampaşa Camii, Osmanlı’dan günümüze ulaşan mimarisiyle…

6 gün ago

Gözyaşının Hatırasını Yaşatan Çeşme

İstanbul’un çeşmeleri, taşla suyun buluştuğu zarif yapılardan fazlasını ifade eder; her biri bir devrin zevkini,…

6 gün ago