Mohaç’ta kazanılan büyük zaferin üzerinden beş yüz yıl geçti. Genç padişah Kanuni Sultan Süleyman Han’ın askerî dehasını ve Osmanlı ordusunun kudretini ortaya koyan bu zafer, Osmanlı kılıcının ne kadar keskin olduğunu bütün Avrupa’ya göstermişti…
1520 yılında Osmanlı tahtına çıkan Kanuni Sultan Süleyman Han, babası Yavuz Sultan Selim Han’dan kuvvetli ordu, dolu bir hazine ve İslâm dünyasında itibarı zirveye ulaşmış büyük bir devlet devralmıştı. Osmanlı artık Rumeli’de, Orta Doğu ve Akdeniz’de hâkimiyet kurmuş cihan devleti hâline gelmişti.
Genç hükümdar, devraldığı bu büyük mirası daha ileriye taşımakta kararlıydı. Gözler Avrupa içlerine çevrilmişti. Tuna boylarından Macar ovalarına, Akdeniz kıyılarından Orta Avrupa kapılarına kadar yeni bir fetih hamlesinin ayak sesleri duyuluyordu. Kanuni Sultan Süleyman Han sefere hazırlanırken, Avrupa sarayları ise, ufukta yükselen Osmanlı güneşinin gölgesinin nereye kadar uzanacağını henüz kestiremiyordu.
Genç sultanın fetih istikameti daha o günlerde belli olmuştu. Ordusuyla kıta Avrupası’nda at koşturacak, Osmanlı sancağını Tuna boylarından Macar ovalarına, oradan Viyana önlerine taşıyacak büyük yürüyüşün hazırlıkları başlamıştı.
Kanuni Sultan Süleyman Han’ın ilk hedefi Belgrad olmuş, akabinde Rodos fethedilmişti. Belgrad ve Rodos seferleri, Mohaç’a giden yolun ilk büyük işaretleriydi. Kanuni Sultan Süleyman Han’ın batı siyaseti, rastgele hamlelerle yürümüyor, birbirini tamamlayan, adım adım büyüyen fetih planı hâlinde ilerliyordu. Tuna boylarında esen fetih rüzgârı, Osmanlı ordusunu Macar ovalarına; oradan da tarihin en büyük meydan okumalarından biri olan Mohaç’a doğru çağırıyordu.
Mohaç Savaşı’nı hızlandıran en önemli gelişmelerden biri, Osmanlı ile Macar Krallığı arasında yaşanan diplomatik krizdi. Kanuni Sultan Süleyman Han, tahta çıkışını bildirmek ve mevcut barış şartlarını görüşmek üzere Macar Kralı II. Layoş’a, Behram Çavuş’u elçi olarak göndermişti. Macar kralı, Osmanlı elçisini hoş karşılamamış, hatta hakaret etmişti. Bazı kaynaklarda Behram Çavuş’un hapsedildiği, bazı rivayetlerde ise öldürüldüğü aktarılır.
Osmanlı devlet geleneğinde elçi, gönderildiği hükümdarın izzetini temsil ederdi. Ona yapılan hakaret, doğrudan padişaha yapılmış sayılırdı. Macar kralının, Osmanlı elçisine yaptığı bu nahoş muamele, padişaha hakaret ve meydan okuma olarak değerlendirildi. Kanuni Sultan Süleyman Han, Macar kralına gereken cevabı “er meydanında” vereceğini ve herkesin müsterih olmasını emir buyurdu.
Macar meselesi, yaşanan diplomatik krizle sınırlı değildi. Avrupa, o sırada büyük bir iktidar mücadelesinin içindeydi. İspanya Kralı Şarlken, Habsburg Hanedanı olarak kıtanın büyük kısmında hâkimiyet kurmaya çalışıyor, Macaristan üzerinden Rumeli’ye doğru nüfuzunu artırmak istiyordu. Öte yandan Fransa ile Habsburglar arasındaki sert rekabet, Avrupa siyasetini parçalı ve gergin hâle getirmişti. Buna mukabil Fransa’nın Osmanlı’dan yardım istemesi de Mohaç’a giden süreci hızlandırmıştı.
Osmanlı Devleti için Macaristan meselesi, yeni topraklar kazanmanın ötesinde büyük bir stratejik anlam taşıyordu. Macaristan, Habsburgların Osmanlı sınırlarına doğru ilerleyişini durduracak en mühim hatlardan biriydi. Macaristan elde tutulduğunda, Tuna boyları emniyete alınacak, Orta Avrupa fetihleri Osmanlı iradesiyle şekillenecekti.
Dolayısıyla Sultan Süleyman Han’ın Mohaç Seferi, aceleyle alınmış bir kararın neticesi değildi. Belgrad’ın fethiyle Avrupa içlerine açılan yol artık, Osmanlı önündeydi. Bu yolun emniyete alınması, Macaristan meselesinin kesin biçimde çözülmesi ve Habsburgların doğuya doğru ilerleyişinin durdurulması gerekiyordu. Macaristan’ın Habsburg tesirine girmesi, Balkanlardaki Osmanlı toprakları için tehlike arz ediyordu.
Bu dönemde Macar Krallığı, dışarıdan güçlü görünse de içeriden çözülmeye başlamıştı. Genç ve tecrübesiz Kral II. Layoş, soyluların bitmeyen çekişmeleri ve malî problemler arasında sıkışmıştı. 1514’teki büyük köylü ayaklanmasının bıraktığı izler hâlâ silinmemişti. Ağır vergiler altında ezilen halkın bir kısmı, kendi idaresine güvenini kaybetmişti. Kral II. Layoş’un, Şarlken’in kız kardeşi ile evlenerek Habsburg hanedanıyla kurduğu akrabalık bağları, İstanbul’da dikkatle takip ediliyordu. Macar kralı, henüz karşısındaki arslanın kim olduğunun henüz farkında değildi.
Kapak yazısının tamamını Yedikıta Dergisi 216. sayısından (Ağustos 2026) okuyabilirsiniz.
Osmanlı Devleti, her konuda olduğu gibi koku meselesinde de o kadar ince bir meziyete sahiptir…
Carrington Olayı adıyla bilinen ve yakın tarihin kaydedilmiş en güçlü Güneş fırtınasına şahitlik edin!
Kaynaklarda Osmanlı Devleti'nin bilinen ilk resmî madalyası Ferahî'dir...
Balıkesir ve Çanakkale çevresinde kurulan Karesi Beyliği, Osmanlı’ya katılan ilk beylik olarak önemli bir yere…
16. yüzyıl yerleşimlerinin görsel hafızası niteliğindeki “Civitates Orbis Terrarum”, tarihin ilk kapsamlı şehir atlasıdır.
Muhteşem Süleyman’ın hasekisi Hürrem Sultan’ın izini sürerek, mektuplar aracılığıyla hanedanın tarihine yeniden şâhitlik ediyoruz…