Üç kıtaya yayılan, 16 devletin dâhil olduğu 1. Dünya Savaşı’nda, silahaltına alınan ortalama 65 milyon askerin 37 milyonu ölü, yaralı, esir ve kayıp olarak kayıtlara geçti. Birçok tarihçinin de dile getirdiği gibi, bu dünya harbi Osmanlı topraklarını paylaşım savaşıydı ve Osmanlı’nın savaşa sokulması aslında bu paylaşımın perde arkasını gösteriyordu…
Osmanlı tarihinin dikkatle araştırılması ve değerlendirilmesi gereken bir ciheti de devletin Birinci Dünya Savaşı’na girişidir. Tarihte benzeri görülmemiş bir şekil ve kararla girilen bu savaş, devleti neticede yıkıma sürüklemiştir. Karanlık ve gizli anlaşmalar, sahte vaadler, entrikalar, rüşvetler, ihanetler ve suistimaller hep bu savaşın içinde yer almıştır. Bu savaşın başka bir büyük neticesi de devletin içine düşürüldüğü feci durumu Çanakkale Cephesi’ni gezerken fark eden Şehzade Yusuf İzzeddin Efendi’nin savaşı bitirmek için teşebbüse geçmesiyle hemen ardından evinde öldürülmesi olmuştur. Babası Sultan Abdülaziz Han gibi bir senaryoyla hayatına son verilen Yusuf İzzeddin Efendi, cephede yaşananları görünce Enver Paşa’ya “Hain” diye bağırmış ve “Ben size yapacağımı biliyorum, İstanbul’a gidince göreceksiniz” demiştir. İstanbul’a geldikten sonra hemen savaşta taraftar olan devletlerin elçilikleriyle temasa geçmiş ve savaşı bitirme planı hazırlamıştır. Fakat bu planını hayata geçiremeden kısa bir zaman sonra İttihatçıların organize ettiği yabancı casuslar, Beşiktaş’taki evinde iki bileğini de keserek hayatına son vermişlerdir.
Şüphesiz ki Osmanlı Devleti’ni, sonunu getiren bu savaşa hiç de ihtiyaç olmadığı ve mecburiyet bulunmadığı halde sokan ve neticesini göremeden vatandan kaçıp giden Enver Paşa’dır.
Yazının devamını Yedikıta Dergisi Mart (67. Sayı 2014) sayısından okuyabilirsiniz.
Osmanoğulları’nın ilk büyük payitahtı, Osmanlı’nın dibacesi ve beylikten devlete geçişin müjdeleyicisi Bursa; yeşili ve suyuyla…
Şeyh Üftâde (1490-1580) Hazretleri, daha doğumunda görülen müjdeli bir rüyanın işaret ettiği üzere, zühdü, takvâsı…
Bugün İslâm medeniyetinden söz edebiliyorsak, bunu Medine-i Münevvere’ye borçluyuz diyebiliriz. Zira İslâmî kültürün tekâmül etmeye…
Yazmak, bilgiyi kalıcı hâle getirmek ve nesiller boyunca paylaşmanın en sağlam yoludur. Müstensihlerden şapograf makinelerine…
Mustafa Râkım Efendi, Osmanlı hattatlığında celî sülüs ve tuğrada çığır açan müstesna bir üstattır.
Kalemi güçlü olduğu kadar, bedenen de kuvvetli olan Ahmed Midhat Efendi, devrin gazetecilerinden Lastik Said…