Tarihte 93 Harbi olarak da bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı, Osmanlı Devleti için büyük bir trajediye yol açmıştı. Yaşanan toprak kayıpları, kitlesel göç hareketlerini de beraberinde getirmişti. Özellikle Rumeli’den gelen muhacirlerin hem kendileri hem de devlet zor durumda kalmış, mağduriyetin ortadan kalkması için âdeta seferberlik başlatılmıştı. Gerek devlet ricali gerekse halk, ciddî yardım kampanyalarında bulundu. Muhacirîn yararına tertip edilen Mevlid-i Şerif merasimi, bu faaliyetler içerisinde en dikkat çekenlerdendi…
1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi), 19. asırda, Osmanlı ve Rusya arasında geçen en çetin muharebelerdendir. Edirne mütarekesiyle sona eren bu savaşta, Osmanlı Devleti ağır bir yenilgiye uğramış, Ayastefanos ve Berlin Antlaşmaları sonucunda büyük toprak kayıpları yaşamıştı. Bu savaşın diğer olumsuz sonucu ise sürgünler ve kitlesel göç hareketleriydi. Kafkas bölgesindeki Çerkez, Abhaz, Çeçen gibi toplulukların bir kısmı Rusya tarafından sürgüne yollanırken, bir kısmı da Osmanlı topraklarına göçe zorlanmıştı. Sürgün ve göçler, bu coğrafyayla sınırlı kalmamış, Rumeli’yi de etkilemişti.
Rumeli’den Osmanlı topraklarına yaşanan göç dalgasına, Rusya’nın Panslavizm politikası ve Bulgar komitelerinin halkı kışkırtması sonucu oluşan baskı ve zulümler sebep olmuştu. Bu bölgeden göç etmek zorunda kalan insanlar, yığınlar hâlinde demiryolunu kullanarak Osmanlı topraklarına göç etmeye başlamıştı. Sayıları yüz binleri bulan göçmen akınına karşı çaresiz kalan Osmanlı Devleti, buna rağmen koruyucu ve kollayıcı devlet anlayışının temel gereği olarak herkesi kucaklamıştı. Öncelikle insanların can güvenliğini sağlama yoluna gitmiş, akabinde gelen her göçmene konforlu barınma imkânı sunamasa da cami, medrese, mescid ve tekke gibi barınabilecekleri umuma açık yerleri, muhacirînin hizmetine sunmak için seferberlik başlatmıştı.
Bâbıâli, 93 Harbi sonucunda Osmanlı topraklarına gelen muhacirlere yardımcı olacak İstanbul Şehremaneti ve Zaptiye Nezareti’nin yanında üç ayrı komisyon daha kurmuştur. Bunlardan Umum Muhacirîn Komisyonu ve Muhacirîn Encümen-i Âlisi, doğrudan padişah Sultan İkinci Abdülhamid Han tarafından; İdare-i Umumiyye-i Muhacirîn Komisyonu ise padişahın vazifelendirdiği paşa ünvanlı bir idareci tarafından yönetilmişti. Bu komisyonların vazifeleri; muhacirlerin iskân ve iaşe meseleleriyle ilgili kararlar almak, göçmenlerin yurtlarına dönmesini sağlamak ve Anadolu’ya sevk edileceklerin iskân mahallerini belirlemekti. Ayrıca muhacirînin İstanbul’daki temel ihtiyaçları, iaşe, ibate (barındırma) ve iskânlarını organize etmek için İstanbul Şehremaneti’ne bağlı olarak Bayezid, Sultanahmet, Fatih, Samatya, Eyüp, Beyoğlu, Beşiktaş, Hasköy, Arnavutköy, Yeniköy, Tarabya, Büyükdere, Beykoz, Anadoluhisarı, Beylerbeyi, Üsküdar, Yenimahalle, Doğancılar, Kadıköy, Adalar ve Bakırköy’de şubeler açılmıştı.
Yazının tamamını Yedikıta Dergisi 202. sayısından (Haziran 2025) okuyabilirsiniz.
Orta Asya bozkırlarından Anadolu topraklarına uzanan bin yıllık kültür mirası çini, Selçuklu’nun ihtişamlı kubbelerinden, Osmanlı’nın…
Büyük Kuzey Savaşı (1700-1721), tarihimizde pek bilinmez. Ancak İsveç kralı 12. Karl’ı iyi biliriz. Nam-ı…
Avrupa’nın en büyük göllerinden birinin kıyısında; bir yanımızda tatlı suyun maviliği, diğer yanda Alp Dağları’nın…
Hac yolculuğu, eskiden yalnızca bir ibadet değil; şehir hayatında, evlerde ve mahallelerde iz bırakan önemli…
İznik’te üretilen çiniler, Osmanlı çiniciliğinin ulaştığı sanat seviyesinin en parlak örneklerini temsil eder. İznik atölyelerinin…
İznik çini sanatını ayrıcalıklı kılan husus, mercan kırmızısıdır. Yüzyıllar boyunca İznik çinilerinin en büyük sırrı…