Kahramanlar zor zamanlarda ortaya çıkar. Bazen bir insan, bazen de bir makinedir… Gökyüzünde savaştan savaşa uçan Ertuğrul, yere çakılsa da parçaları toplanarak yeniden vatan hizmetine kanat açacaktır…
Mülazım Cemal Efendi makineye, motora, uçağa meraklı cesur bir askerdi. Pilot olmak istediğini, yaveri bulunduğu Süleyman Şefik Paşa’ya bildirdi. Paşa da onun bu isteğini müspet karşıladı ve Piyade Mülazım Cemal Efendi’nin 18 Ağustos 1913’te tayyare mektebine tayini çıktı. 9 Şubat 1914’te üstün başarı göstererek pilot brövesi aldı. Birinci Dünya Savaşı’nın çıkmasıyla beraber Çanakkale yolu gözüktü. Cemal Efendi keşif pilotu idi. Tayyaresinin adı ise “Ertuğrul”du. Ertuğrul, üçüncü İstanbul-Kahire seferini yapmak üzere havalanmış, fakat Edremit yakınlarında düşmüştü.
Ertuğrul Yeniden Uçuyor
Daha tekâmül aşamasında olmasına rağmen Birinci Dünya Savaşı sırasında teknoloji pek çok ilerleme kaydetti. Bu savaş sırasında denizlerin dibinde sessiz ve sinsi denizaltılar ilk defa savaşlarda kullanıldığı gibi tam aksi istikamette; gökyüzünde de gök gürültüsünü andıran sesleriyle tayyareler, orduların gözü kulağı oldu. Tayyarenin önemi hemen anlaşılmış ve bu konuda tedbirler alınmaya başlamıştı. Memlekette tayyare sıkıntısı son haddini bulmuştu. Harbiye Nezareti yeni çareler aramaya başlamıştı. Bunun için de Edremit topraklarında iki parça halinde yatan Ertuğrul’u gemiyle İstanbul’a getirtti. Yeşilköy’deki fabrikada tamir ettirdi ve Cemal Efendi ile Çanakkale Cephesi’ne yolladı.
Yazının devamını Yedikıta Dergisi Nisan (44. Sayı 2012) sayısından okuyabilirsiniz.
Asırlar boyunca İslâm medeniyetinin manevî omurgasını oluşturan fütüvvet ve onun Anadolu’daki tezahürü olan Ahilik, gençliği…
Küçük bir gemi reisliğinden kaptan-ı deryalığa kadar yükselen Barbaros Hayreddin Paşa, Akdeniz’in her köşesinde yankılanan…
Tarihin engin hatıralarını barındırır Divanyolu. Yerebatan Sarnıcı’ndan yola çıksanız, yol boyu sağlı sollu pek çok…
Kânî Efendi’nin gönlündeki İstanbul’a gitme sevdası karşısında herkes, aklıyla konuşmuştu ama o, gönlüyle yürümüştü…
Selçuklu dönemi, tefsir ilminin müstakil bir disiplin olarak şekillendiği, farklı coğrafyalarda ihtiyaçlara cevap veren zengin…
İstanbul’un ihtişamlı tarihinin gölgesinde kalan Çatalca Surları, şehrin dış savunma hattının bir parçası olarak beşinci…