Categories: ManşetYerinde Tarih

Bulgaristan’da Bir Miras Rotası

Üç Osmanlı şehri, üç ecdat yadigârı cami… Bulgaristan topraklarında gördüklerimiz ve burada yazdıklarımız, bu yolculuğun bize sunduğu güzelliklerin yalnızca birkaçı. Bulgaristan, bizi hem şaşırttı hem de kendine hayran bıraktı… Şimdi aynı şaşkınlığın kapısını sizin için aralıyoruz. Bu seyahat, sıradan bir yolculuk değil; taşın, kubbenin ve hatıranın iç içe geçtiği bir zaman koridorundan geçmek gibi…

Bulgaristan ile alakalı eskiye dair fotoğraflar, kartpostallar hep önüme gelir; ne güzel camiler, ânı donduran ne güzel kareler diyerek bakardım onlara. Hele arka fonda Tombul Cami, mezarlık içinde poz veren fesli çocukların bir fotoğrafı vardır ki çocukların giyim kuşamları, şirin ve masum hâlleri, beni duygulandırmış; caminin ismi gibi heybeti de beni şaşırtmıştır. “Ecdat, Balkanlara ne güzel eserler bırakmış” diyerek iç çektiğimi hâlâ hatırlarım. Şimdi o geçmiş zaman fotoğraflarının peşine düşme vakti. Gidip yerinde görme, havasını teneffüs etme, tesirini yazıyla okura hissettirme niyetiyle çıkalım yeni bir seyr ü sefere…

Aynı Ormanda Farklı Ülkede

Karayolu ile önce Trakya’nın şirin şehri Kırklareli’ye, oradan da mütevazı sınır kapısı Dereköy’e ulaşıyoruz. Şehir merkezinden Dereköy’e yol alırken güzel dağ ve orman manzaraları bizi uğurluyor. Bulgaristan’da da aynı manzara bizi karşılıyor. İki ülkeyi ayıran çizgi var ama dağların adı da ormanın dokusu da kokusu da aynı. Burası, Trakya’nın Karadeniz kıyılarına paralel uzanan meşhur Istranca Dağları ve Ormanı. Âdeta insanı hem karşılayan hem uğurlayan kadim bir doğa koridoru. Sınırı geçince Bulgaristan tarafında ilk büyük şehir, Karadeniz’e komşu Burgaz. Burada bir kahve molası verip yolumuza devam ediyoruz. Asıl güzergâhımızda olmamasına rağmen dümeni kırarak Karinabat’a (Karnobat) uğrayalım istedik. Osmanlı devrinde Karinâbâdî namıyla meşhur âlimler var buradan. Onları da yâd ediyor; yan yana durmakta olan tarihî camiyi, metruk hâldeki hamamı ve mamur saat kulesini temaşa edip, uzun soluklu Osmanlı geçmişini burada teneffüs ediyoruz.

Yazının tamamını Yedikıta Dergisi 209. sayısından (Ocak 2026) okuyabilirsiniz.

Tunahan Kanıcı

Recent Posts

Ulu Çınarın Bahar Mevsimi Bursa’nın Fethi

Osmanoğulları’nın ilk büyük payitahtı, Osmanlı’nın dibacesi ve beylikten devlete geçişin müjdeleyicisi Bursa; yeşili ve suyuyla…

3 hafta ago

Bursa’nın Manevî Mihmandarı Şeyh Üftâde (RAH.)

Şeyh Üftâde (1490-1580) Hazretleri, daha doğumunda görülen müjdeli bir rüyanın işaret ettiği üzere, zühdü, takvâsı…

3 hafta ago

Aydınlığın ve İrfanın Başşehri: Medine-i Münevvere

Bugün İslâm medeniyetinden söz edebiliyorsak, bunu Medine-i Münevvere’ye borçluyuz diyebiliriz. Zira İslâmî kültürün tekâmül etmeye…

3 hafta ago

Nüshadan İstinsaha “Müstensihin” Terakkisi Müstensih Makinesi

Yazmak, bilgiyi kalıcı hâle getirmek ve nesiller boyunca paylaşmanın en sağlam yoludur. Müstensihlerden şapograf makinelerine…

3 hafta ago

Vefatının 200. Yılında Mustafa Râkım Efendi

Mustafa Râkım Efendi, Osmanlı hattatlığında celî sülüs ve tuğrada çığır açan müstesna bir üstattır.

3 hafta ago

Kalemli Değil Sopalı Edebiyat Tartışması

Kalemi güçlü olduğu kadar, bedenen de kuvvetli olan Ahmed Midhat Efendi, devrin gazetecilerinden Lastik Said…

3 hafta ago