Tarih Ambarı

Biz Fatih’in Torunları, Kostantin’den Aşağıya Kalamayız

Sultan Abdülhamid Han, Selanik Alatini Köşkü’nden Beylerbeyi Sarayı’na nakledilmiştir. İngiliz ve Fransızların Çanakkale’yi geçebilecekleri endişesine kapılan İttihat ve Terakki, tedbir olarak Sultan Reşad’ı, hükümeti ve Beylerbeyi Sarayı’nda ikamet eden Sultan Abdülhamid Han’ı ikna edip Anadolu’ya götürmeyi kararlaştırırlar. Padişah Beşinci Mehmed, eski padişaha, bu ricanın bildirilmesi vazifesini, o günkü Dâhiliye Nazırı Talat Paşa’ya verir. Abdülhamid Han’ın Konya’ya nakli için sultanın huzurunda yaşananları, o gün Talat Paşa’nın heyetinde bulunan Ercümend Ekrem Talu şöyle anlatır:

Talat Bey, uzun uzun ve pek hürmetkâr bir ifade ile önce vaziyeti anlattı ve lakırdıyı döndürüp dolaştırarak ziyaretimizin asıl sebebine getirdi:

“Zat-ı Şahane için, Konya’da, Çelebi Efendi’nin konağı tahliye olunmuştur. Korkulan vaziyet maazallah meydana gelirse, Zat-ı Hümâyûnlarının hangi şehirde ikamet buyurmak istediklerini birader-i şahaneleri tarafından öğrenmeye memur edildik. Emir ve iradelerine muntazırız.” Hakan-ı sâbık, Dâhiliye Nazırı’nı sonuna kadar soğukkanlılıkla dinledi ve sonra, keskin nazarlarını hepimizin üzerinde ayrı ayrı gezdirdikten sonra, dedi ki:

“Şevketli biraderimin endişeleri boşunadır. Eğer dokunulmamış ise Çanakkale’yi ben, zamanında fevkalade tahkim eylemiştim (güçlendirmiştim). Oradan hiçbir donanmanın geçmesi mümkün değildir. Boğaziçi de öyle. Amma farz-ı muhal, öyle bir felaket başa geldiği takdirde hakanın yapacağı şey; tacını tahtını, tebaasını terk ile alçakça kaçmaya teşebbüs etmek değil, payitahtının taşları altında şan ve şerefle canını vermektir. Hazret-i Fatih, bu beldeyi küffarın elinden fethettiği zaman, Bizans İmparatoru Kostantin kaçmayıp harp ede ede, yıkılan kalelerin altında can vermek celâdetini göstermişti. Biz, Fatih’in ahfâdı (torunları) Kostantin’den aşağı kalamayız. Zat-ı Şahane’ye böyle arz edin. Müsterih olsunlar ve irade-i ezeliyeye (Hz. Allah’ın takdirine) boyun eğsinler. Şuradan şuraya kımıldamasınlar. Düşman buraya giremez. Bana gelince; ben artık bir yere gitmem. Yegâne arzum; burada ölmektir. Biraderimden ve hükümet-i seniyyeden bu arzuma rıza göstermelerini istid’â ederim (dilerim).”

Yedikıta Dergisi

View Comments

  • Elhamdülillah böyle bir Ecdad a sahibiz ki görmesek de o günleri yaşıyor gibi seviyoruz ve özlüyoruz....
    Devletimiz daim ve dahi milletimiz kaim olsun??

Recent Posts

Ulu Çınarın Bahar Mevsimi Bursa’nın Fethi

Osmanoğulları’nın ilk büyük payitahtı, Osmanlı’nın dibacesi ve beylikten devlete geçişin müjdeleyicisi Bursa; yeşili ve suyuyla…

4 hafta ago

Bursa’nın Manevî Mihmandarı Şeyh Üftâde (RAH.)

Şeyh Üftâde (1490-1580) Hazretleri, daha doğumunda görülen müjdeli bir rüyanın işaret ettiği üzere, zühdü, takvâsı…

4 hafta ago

Aydınlığın ve İrfanın Başşehri: Medine-i Münevvere

Bugün İslâm medeniyetinden söz edebiliyorsak, bunu Medine-i Münevvere’ye borçluyuz diyebiliriz. Zira İslâmî kültürün tekâmül etmeye…

4 hafta ago

Nüshadan İstinsaha “Müstensihin” Terakkisi Müstensih Makinesi

Yazmak, bilgiyi kalıcı hâle getirmek ve nesiller boyunca paylaşmanın en sağlam yoludur. Müstensihlerden şapograf makinelerine…

4 hafta ago

Vefatının 200. Yılında Mustafa Râkım Efendi

Mustafa Râkım Efendi, Osmanlı hattatlığında celî sülüs ve tuğrada çığır açan müstesna bir üstattır.

4 hafta ago

Kalemli Değil Sopalı Edebiyat Tartışması

Kalemi güçlü olduğu kadar, bedenen de kuvvetli olan Ahmed Midhat Efendi, devrin gazetecilerinden Lastik Said…

4 hafta ago