Ecdadımız, insana ve insan sağlığına ehemmiyet vermiş, memleketin her köşesinde onlara hizmet verebilmek için dârüşşifâlar inşa etmişti. Pratik ve teorik eğitimin bir arada verildiği bu müesseselerde halk, asırlar boyu tek kuruş dahi ödememiş, gerektiği şekilde tedavi edilmişti. Hayır ve hasenatı bol, eli de gönlü de açık sultanlar ve onların aileleri, hemen her şehirde dârüşşifâlar kurmuşlar, vakıflar üzerinde yükselen şifa yurtları inşa etmişlerdi…
Selçuklu devrinde, Anadolu’da parlayan İslâm güneşi, bereketli toprakları nuruyla aydınlatmıştı. “İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır.” Düsturuyla hareket eden ecdadımız, hem mülkün gerçek sahibine şükran duygularını ifade etmek hem de kudret ve ihtişamlarını hasımlarına göstermek için, Anadolu’yu baştan başa süslemişti.
“Malın en hayırlısı Allah yolunda harcanan, Allah yolunda harcananın da en hayırlısı, halkın en çok ihtiyaç duyduğu şeyi karşılayandır.” hadîs-i şerifi mucibince hareket eden ecdadımız; cami, mescid, mektep, han, hamam, bedesten, kütüphane, medrese, sebil, dârüşşifâ gibi eserler yaptırarak hayırda yarışırdı. Çünkü halk, sultanlara Hakk’ın emanetidir. Emanete riayet etmek yaraşır.
Vakıflar üzerinde yükselen bir medeniyet inşa ederek gök kubbede hoş sada bırakmanın gayretinde olanlar, sevgi, şefkat ve merhametle nice yüzleri ve gönülleri aydınlatmıştır. Hayır ve hasenat sahiplerinin kurduğu vakıflarda, ayrım gözetmeksizin bütün insanlığa hizmet vermişlerdir.
Anadolu toprağı, mahir mimarların hünerli elleriyle süslenirken, “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” düsturuyla inşa edilen ve vakıflarla desteklenen dârüşşifâlar, devlete yük olmadan asırlarca halkı, sıhhat dairesi içerisinde muhafaza etmişti. Dârüşşifâlarda halkın tedavileri ücretsiz yapılırken, ilaçlar ve yiyecekler yine ücret talep etmeden verilir; hastalar, vaziyetlerine göre ayakta yahut yatarak tedavi edilirlerdi. Dârüşşifâlar aynı zamanda tıp eğitiminin verildiği yerlerdi. Genç tabipler buralarda hem pratik hem de teorik eğitim görmüşlerdir.
Selçuklular, hastaneler için dârülâfiye ve dârüşşifâ tabirlerini kullanırken Osmanlılar, dârüşşifâ ile birlikte daha çok dârüssıhhâ, şifahane ve bîmarhâne gibi isimler kullanırdı. İsimleri farklı olsa da aslî vazifeleri aynı olan bu sağlık müesseseleri, sultanlar, padişahlar, valide sultanlar ve varlıklı devlet adamları tarafından birer hayır eseri olarak yaptırılmıştı.
Yazının tamamını Yedikıta Dergisi 155. sayısından (Temmuz 2021) okuyabilirsiniz.
Sahabe izleriyle bereket bulan Bitlis, sinesinde kadim medeniyetlerin izlerini taşıyor. Tarihin tabiatla bütünleştiği kadim şehir,…
Üç Osmanlı şehri, üç ecdat yadigârı cami… Bulgaristan topraklarında gördüklerimiz ve burada yazdıklarımız, bu yolculuğun…
Nizâmiye Medreseleri, bir eğitim kurumundan çok daha fazlasıydı. Sistemli yapısı, vakıf destekli malî gücü, dinî-siyasî…
Cihan devletinin padişahları ve hanedan mensupları arasında kaleme alınan mektuplar, asırlar öncesinden günümüze ulaşarak bizlere…
Estergon seferi dönüşü Edirne’de çadırında konaklayan Kanuni Sultan Süleyman Han, yüreğini yakan bir haberle sarsılmıştı.…
Anadolu’nun taçkapıları, medeniyetimizin taşa işlenmiş şaheserleridir. Her birinde incelik ve zarafetin yanında, mahir ustaların sabrı…
View Comments
İnsanoğlunun ızdırabını dindirmek ve
Şifasının Hz Allah tan geldiğini bilerek buna vesile olmak bu fani dünyada en güzel duygular dan olsa gerektir