Orta Asya’dan çıkıp Anadolu’ya, oradan cihan devletine uzanan meşakkatli yolda, her daim belimizdeydi kılıç. O, savaş aleti olmanın çok ötesindeydi. Manası derin, sırtı pekti ve gayet keskindi. Kudret ve hâkimiyetin sembolüydü. Bir yüzü güç, iktidar, devlet, adalet, fazilet ve cengâverliği tesis ederken; diğer yüzü adaletsizliği, zulmü, küfrü ortadan kaldırırdı. Savaş meydanlarında yiğitlik ve cesaretin, barış zamanlarında merhamet ve adaletin sembolüydü kılıç. Yiğitlerin yâreni, zaferlerin haklı gururuydu. Bozkırdan esen rüzgârın yoldaşı, üç kıtaya yayılan hikâyenin sessiz, kesin ve keskin şahidiydi. At üstünde geçen destansı mücadelenin kahramanlarından biriydi…
Kendine has yapısı, üslup ve motifleriyle kılıç; kesici silahların en büyüğüdür. Düz kılıçların iki tarafı keskinken eğri kılıcın tek ağzı keskindi.
Osmanlı öncesi İslâm dünyasında, kullanıldığı yere göre değişen, kırktan fazla kılıç türü vardı. En çok rağbet gören kılıçlar; Hind, Kırgız, Yemen ve Dımaşk (Şam) kılıçlarıydı. Osmanlıların Şam işi kılıçları çokça kullandığını biliyoruz. Öyle ki Fatih Sultan Mehmed, Osmanlı’nın ilk kılıçhanesine, “Dımaşkhane” ismini vermişti.
Ortaçağ Müslüman âleminde ayrıca Süleymaniye, Übülle (Irak), Basra, Kirman, Kum, Horasan, Gazne, İsfahan, Kahire (Mısrî), Tuleytula (Toledo), İşbiliye (Sevilla) ve Gırnata (Granada) kılıçlarının da meşhur olduğu bilinir. Kaynaklarda ayrıca Kal‘î, Mirrîhî, Selmânî, Müvellid, Bahrî, Hanîfî, Nerm Âhen, Çinî, Rusî, Hazarî, Rûmî, Frengî, Süleymânî, Şâhî, Alâî, Keşmîrî, Kabûrî, Mısrî, Nesîbî ve Karâcûrî denilen kılıç çeşitlerinden bahsedilir.
Kılıç yapmak zor zanaattır; emek ister, ustalık ister. Ehil olmayana vermemek gerektiği gibi, yine ehil olmayana da yaptırmamak gerekir. Nasıl yapıldığı hakkında günümüze ulaşmış hacimli bir eser maalesef yok. Ufak tefek bilgi kırıntıları mevcut, o kadar. Yapılış sırrı, ustalarıyla birlikte tarihin sayfalarında sır olup gitmiş.
Zamanımıza kalan bilgiler şu şekilde: İtina ile hazırlanan demir, tavlanarak dövülür. Dövülerek şekillenen namlu, bakır ve kurşundan yapılmış suyla ıslatılarak zımparalanır. Parlatılan namlu, suyla soğutularak çelik hâline getirilir. Çelik, ustaların ellerinde istenen şekle dönüşür. Ustanın mahareti, kılıcın sağlamlığında ve keskinliğinde zuhur eder. Daha sonra kabza ve balçak kısmı takılır. Yapılırken çekilen her meşakkat, cenk meydanında kullanılırken kolaylığı celb eder.
Yazının tamamını Yedikıta Dergisi 138. sayısından (Şubat 2020) okuyabilirsiniz.
Büreyde bin Husayb el-Eslemî (r.a.) Hazretleri, Horasan bölgesinde en son vefat eden sahabî olup, İslâm…
Osmanlı medeniyeti, gücünü; ölçüden, edep ve zarafetten aldı. Şehrin imarından hane kapısına kadar uzanan bu…
Siperler topraktı, gökyüzü ateşle doluydu. Ramazan-ı Şerif’in manevî serinliği, Çanakkale siperlerinin her yanında hissediliyordu.
Yaşlı ve hasta olmasına rağmen Zigetvar Kuşatması’na bizzat katılan Sultan Süleyman, sefer sırasında irtihal etti.…
Dünyanın en çok ziyaret edilen şehirlerinden Barselona, bir zamanlar “Berşelûne” adıyla Endülüs’ün kuzeyindeki önemli İslâm…
Anadolu coğrafyası, hâlâ ecdadın binlerce eseriyle süslü. Bu medeniyet unsurları maalesef, güya yine “medeniyet” adına…