Timur Beg’in Mimarî Mirası

Timurlu mimarîsi, pek çok farklı coğrafyadan taşıdığı izlerle Orta Asya’daki İslâm sanatının zirvesidir. Sonraki devirler içinse mükemmel bir kılavuzdur. Özellikle devletin başkenti Semerkant, ihtişamını o günlerden alır…

Timurlu Devleti’nin hâkimiyet sahasına bakılınca, bu toprakların asırlar boyunca farklı kavimler tarafından idare edildiği, üzerinde pek çok savaşların cereyan ettiği ve şehirlerin defalarca yağmalanıp tarumar edildiği görülür.

İşte Emir Timur, 1360’larda devletini kurduğunda, mülküne dâhil pek çok şehir bu hâldeydi. Zira onun tarih sahnesine çıkmasından biraz önceki son büyük istilacılar, Moğollardı. Moğol istilasının ardından Türkistan’da hayat durma noktasına gelmiş, âdeta şehirlerde taş üstünde taş kalmamıştı.

Fakat Timur Beg’in yeni bir lider ve güç olarak zuhur etmesiyle Mâverâünnehir bölgesi canlanmaya başladı. Çağatay milleti, tam manasıyla yerleşik hayata onunla geçti. Başta Semerkant ve Buhara gibi şehirler sıfırdan yükselip ilmî faaliyetlerin ve İpek Yolu’nun büyük merkezleri olarak inkişaf etti.

“Parisli Sanatkârlar Bile Aciz Kalır…

“Ülkesinin siyasî ve ekonomik istikrarı için kolları sıvayan Timur Han, evvelâ önemli şehirlerin imarına ve tarıma çok önem verdi. Şehircilik yönü, askerî harekâtının gölgesinde kalsa da sanki o, kendini sırf bu işe adamıştı. O kadar ki Hindistan seferinden sonra esirler arasından taş ustalarını, kendi payına ayırtmıştı. Yine bu minvalde Anadolu’dan göç ettirdiği Kara Tatarları da Semerkant civarına yerleştirmiş ve tarımla meşgul olmaları için teşvik etmişti.

Timur Han, her şeyden önce, Moğolların yakıp yıktığı şehirlerin surlarını tahkim edip güvenliği sağladı. Ardından dinî ve sosyal hizmet binalarının inşasına girişti. Camiler, medreseler, dergâhlar, türbeler, hamamlar, sulama tesisleri, kanallar, yollar, ticaret merkezleri, kervansaraylar, pazar yerleri birbiri ardınca yükseldi. Özellikle âbidevî eserler, o güne kadar görülmemiş büyüklükteydi ve rengârenk süslemelere sahipti. Nitekim Emir Timur’a gönderilen İspanyol elçisi Ruy Gonzales, Keş’teki sarayın büyüklüğünü ve güzelliğini anlattıktan sonra şöyle demişti:
“…Bunların hepsi de yaldızlı çinilerle kaplıydı. Anlatması çok uzun sürecek. Her şey akıllara durgunluk verecek bir güzellikteydi. O kadar ki Paris’in, hünerleriyle meşhur sanatkârları bile bu güzellik karşısında aciz kalırlar.”

Yazının tamamını Yedikıta Dergisi 207. sayısından (Kasım 2025) okuyabilirsiniz.

Arif Ziya Ardıç

Recent Posts

Ashab-ı Kiram ile Bereketlenmiş Diyar Bitlis

Sahabe izleriyle bereket bulan Bitlis, sinesinde kadim medeniyetlerin izlerini taşıyor. Tarihin tabiatla bütünleştiği kadim şehir,…

1 ay ago

Bulgaristan’da Bir Miras Rotası

Üç Osmanlı şehri, üç ecdat yadigârı cami… Bulgaristan topraklarında gördüklerimiz ve burada yazdıklarımız, bu yolculuğun…

1 ay ago

İlmin Işığında Kalemin Gölgesinde Nizâmiye Medreseleri

Nizâmiye Medreseleri, bir eğitim kurumundan çok daha fazlasıydı. Sistemli yapısı, vakıf destekli malî gücü, dinî-siyasî…

1 ay ago

Hafsa Valide Sultan’ın Satırlarında Dua, Hasret ve Zarafet

Cihan devletinin padişahları ve hanedan mensupları arasında kaleme alınan mektuplar, asırlar öncesinden günümüze ulaşarak bizlere…

1 ay ago

Şehzadeler Güzidesi Mehmed

Estergon seferi dönüşü Edirne’de çadırında konaklayan Kanuni Sultan Süleyman Han, yüreğini yakan bir haberle sarsılmıştı.…

1 ay ago

Sabırla İşlenen Zarafet Taçkapılar

Anadolu’nun taçkapıları, medeniyetimizin taşa işlenmiş şaheserleridir. Her birinde incelik ve zarafetin yanında, mahir ustaların sabrı…

1 ay ago