Aradan bunca yıl geçmesine rağmen Sarıkamış üzerindeki sis perdesi hâlâ tam olarak kalkmış değil. Savaş zamanlarının cephe gerisindeki en etkili silahlarından sansür ve propagandanın bu muammadaki rolü büyük. Mağlubiyetin baş aktörü Enver Paşa’ya olan bütün kırgınlık ve kızgınlıklarına rağmen Hasan İzzet Paşa’nın Sarıkamış günlüğünü yakması, Ali İhsan Paşa’nın devrin şahidiyken sessiz kalması, meselenin tuzu biberi olmuş. Peki şu halde Sarıkamış’ı nasıl okumalı ve nasıl anlamalı?…
Birinci Dünya Savaşı’nda, askerî sırların ifşasını önlemek amacıyla, basının ve özel haberleşmenin sansüre tabi tutulması, Osmanlı Devleti’ne has bir durum olmayıp, savaşa katılan bütün ülkelerde, hatta İsviçre gibi tarafsız memleketlerde bile görülen bir uygulamaydı. Osmanlı Hükümeti, seferberlik ilân ettikten hemen sonra 7 Ağustos 1914’ten itibaren basının sansüre tabi olduğunu bildirmiştir. 1 Kasım 1914’te fiilen savaşa girdikten sonra ise karargâhtan her gün düzenli olarak yapılacak resmî açıklamalar dışında, askerî konularda yayın yapılamayacağını, yasağa uymayanların Divan-ı Harb’e sevk edilerek en ağır şekilde cezalandırılacağını ilân etmiştir. Basının yanı sıra özel haberleşme de denetim altına alınmış, açık zarflara konulması zorunlu hâline getirilen asker mektuplarının “Askerî Sansür Dairesi” tarafından incelendikten sonra adreslerine teslim edilmesine başlanmıştır. Bu sayede, tarihimizin en ağır mağlubiyetlerinden olan Sarıkamış bozgunu bile kamuoyundan gizlenmiş, bu tür başarısızlıkların halkın moralini bozmasına izin verilmemiş, mücadelenin sonuna kadar devam etmesi sağlanmıştır.
Kafkas Cephesi’nde savaş, 1 Kasım’da sınırı geçen Rus kuvvetlerinin Erzurum istikametinde ilerlemesiyle başlamıştı. Türk kuvvetleri, 7-17 Kasım 1914 tarihleri arasında meydana gelen Köprüköy ve Azap savaşlarında düşman ilerleyişini durdurmuş ise de sınır ötesine atmaya muvaffak olamamıştı. Harbiye Nazırı ve Başkumandan Vekili Enver Paşa, düşmanın durdurulmasını yeterli görmüyor, ordunun bir kış taarruzuyla Kafkasya’ya girerek büyük kazançlar elde etmesini istiyordu.
Yazının devamını Yedikıta Dergisi 112. sayısından (Aralık 2017) okuyabilirsiniz.
Düzlüklerinde savrulan her bir toz zerreciği dahi buram buram tarih kokar Merv’in. Sanki akıp giden…
Timurlu mimarîsi, pek çok farklı coğrafyadan taşıdığı izlerle Orta Asya’daki İslâm sanatının zirvesidir. Sonraki devirler…
Osmanlı ilim ve irfan geleneğinin parlak simalarından Halîmî Çelebi, ilmiyle âmil, ahlâkıyla mümtaz bir âlimdir.
Selçuklu sultanları ve devlet adamları, kitaplara duydukları hürmeti, ülkenin dört bir yanında inşa ettikleri kütüphanelerle…
“Türk insanı şefkatlidir, ailesine düşkündür. Evlilik ve aile bağlarına genel olarak Avrupalılardan daha çok saygı…
Orta Çağ’dan kalma şatoları, dev araç fabrikası ve Bavyera Ordu Müzesi’nde sergilenen Osmanlı çadırıyla Ingolstadt,…