Büreyde bin Husayb el-Eslemî (r.a.) Hazretleri, Horasan bölgesinde en son vefat eden sahabî olup, İslâm tarihinde önemli bir yere sahiptir. İslâm’ın ilk sancaktarı olan Hz. Büreyde (r.a.), gerek Peygamber Efendimiz (s.a.v.), gerekse Hulefâ-yı Râşidîn ve Emevîler döneminde, İslâm’a büyük hizmetler eden sahabîlerdendir. Onun Medine-i Münevvere’den Basra’ya, oradan Orta Asya topraklarındaki Merv şehrine uzanan hayat hikâyesi, İslâm’ın yayılması için verilen mücadelelerle doludur. Bu makale, Hz. Büreyde’nin (r.a.) İslâm dinine yaptığı hizmetleri, İslâm sancağının dünyaya yayılması için yaptığı fedakârlıkları ve örnek şahsiyetini inceleme konusu edinmiştir…
İslâm dininin kısa sürede bütün dünyaya yayılmasında tesirli olan unsurların başında, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) emrinde olan, ondan feyz alan sahabe-i kiram hazaratı gelmektedir. Sahabîler, dinin yayılması, kuvvetlenmesi, insanlığın hidaye ermesi için her türlü işkencelere, zorluklara katlanan, memleketlerinden göç etmeye zorlanan, malını mülkünü Allah yolunda feda eden kimselerdir. İşte böyle fedakârlardan birisi de Hazret-i Büreyde bin Husayb el-Eslemî’dir.
Asıl adı Âmir bin Husayb olup, Büreyde lakabıyla bilinmektedir. Birkaç künyesi vardır. Bunlar Ebû Sehl, Ebu’l-Husayb, Ebû Sâsân ve Ebû Abdullah’tır. Künyelerinin en meşhuru ise Ebû Abdullah’tır. Huzâa kabilesinin Eslemoğulları soyunun Sehmoğulları koluna mensuptur.
Hz. Büreyde’nin (r.a.), Abdullah ve Süleyman adlarında iki çocuğu vardır. Onlar da ikiz olarak 15/636 yılında doğmuşlardır. Bazı kaynaklarda iki çocuğunun da aynı günde vefat ettiğine dair rivayet vardır. Ancak vefat tarihleri arasında on sene fark bulunması, bu bilginin hatalı olduğunu düşündürmektedir.
Bazı kaynaklarda Hz. Büreyde’nin (r.a.) vefatının ardından, çocuklarının ve torunlarının Merv’de kalmaya devam ettikleri zikredilmektedir. Ancak tarihçi İbn-i Sa’d, Hz. Büreyde’den sonra oğullarından sadece birisinin Merv’de kaldığını, onun da daha sonra çocuklarıyla beraber Bağdat’a yerleşip, orada vefat ettiklerini belirtir. Bununla birlikte Abdullah’ın kabri Merv’in köylerinden biri olan Câverse’de, Süleyman’ın kabri ise gene Merv’in bir başka köyü olan Fenîn’de bulunmaktadır. Kanaatimizce, Hazret-i Büreyde’nin iki oğlu da Merv’de yaşamış, belli bir süre başka yerlere gitseler de tekrar Merv’e dönmüştür.
Büreyde bin Husayb’ın (r.a.), Müslüman olmadan önceki hayatına dair tabakât, tarih ve terâcim kitaplarında bir bilgiye rastlayamadık.
Müşrikler, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) Medine-i Münevvere’ye hicretini engellemekte başarılı olamayınca, hicret etmekte olan Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.) için deve vaat etmişlerdi. Bu haber kısa sürede Mekke-i Mükerreme ile Medine-i Münevvere arasındaki herkese, yoldaki çobanlara dahi ulaşmıştı.
Eslem kabilesinin reisi olan Büreyde bin Husayb da diğerleri gibi Sevgili Peygamberimiz’i (s.a.v.) yakalamak ve Kureyş’in vaat ettiği ödülü alabilmek için beraberinde kabilesi Sehmoğullarından yetmiş süvariyle birlikte yola çıktı.
Hz. Büreyde (r.a.), beraberindekilerle Medine yolu üzerinde Peygamber Efendimiz’i (s.a.v.) beklerken, bir yandan da kendilerini serinletecek yer aramakta idiler. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), Cuhfe’de Ahyâ su kuyusunun yukarısındaki Seniyyetülmere’den ayrılıp, Râbiğ ile Cuhfe arasındaki mevkiye ulaştığında, bir gece vakti Büreyde ile karşılaştı. Büreyde ve beraberindekiler, Peygamber Efendimiz’i (s.a.v.) tanımıyordu, fakat içlerinden “Şayet bu aradığımız kişi ise avımızı yakaladık, ödülü biz hak edeceğiz.” diye düşündüler. Fakat bir insanın neye erişeceğini ancak Cenab-ı Hak bilirdi. Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.), hiçbir şey yokmuşçasına gayet sakin bir şekilde kafiledekilerle konuşup tanışmaya başladı.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile Büreyde’nin arasında şöyle bir konuşma geçmişti: Efendimiz (s.a.v.), Büreyde’ye:
“Sen kimsin?” diye sordu. Büreyde:
“Ben Büreyde’yim.” deyince, Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Hz. Ebûbekir’e (r.a.) dönerek:
(“Büreyde” kelimesi “serinlik” manası taşıdığı için) “Ey Ebûbekir! İşimiz serinledi (yani kolaylaştı) ve düzeldi.” buyurdu. Sonra Büreyde’ye:
“Kimlerdensin?” diye sordu.
“Eslem’den…” deyince, Hazret-i Ebûbekir’e:
(“Eslem” kelimesi “selâmet” anlamı taşıdığı için) “Selâmete erdik.” buyurdu. Sonra:
“Eslem’in hangi kolundan?” diye tekrar sordu. “Sehmoğullarından…” diye cevap verince:
“Sen, umduğunu buldun ve isabet ettin (işimiz kolaylaştı).” buyurdu.
Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) bu konuşmasından etkilenen ve göğsü İslâm’a açılan Büreyde, Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.):
“Peki, sen kimsin?” diye sual etti.
“Ben, Muhammed bin Abdullah; Allah’ın Resûlüyüm.” deyince, Allah’ın doğru yola iletmek istediği Büreyde’nin kalbi İslâm’a açıldı ve:
“Allah’tan başka ilah olmadığına ve senin de onun kulu ve Resûlü olduğuna şehadet ederim.” diyerek beraberindekilerle birlikte Müslüman oldu.
Kapak yazısının tamamını Yedikıta Dergisi 211. sayısından (Mart 2026) okuyabilirsiniz.
Osmanlı medeniyeti, gücünü; ölçüden, edep ve zarafetten aldı. Şehrin imarından hane kapısına kadar uzanan bu…
Siperler topraktı, gökyüzü ateşle doluydu. Ramazan-ı Şerif’in manevî serinliği, Çanakkale siperlerinin her yanında hissediliyordu.
Yaşlı ve hasta olmasına rağmen Zigetvar Kuşatması’na bizzat katılan Sultan Süleyman, sefer sırasında irtihal etti.…
Dünyanın en çok ziyaret edilen şehirlerinden Barselona, bir zamanlar “Berşelûne” adıyla Endülüs’ün kuzeyindeki önemli İslâm…
Anadolu coğrafyası, hâlâ ecdadın binlerce eseriyle süslü. Bu medeniyet unsurları maalesef, güya yine “medeniyet” adına…
“Memleketime Demiryolu Yapılsın da İsterse Sırtımdan Geçsin, Razıyım!” Osmanlı Devleti, 1870’de Balkanlar ve Avrupa’yı İstanbul’a…