Gezi

Gül Kokulu İlim Başkenti Harran

Bir zamanlar Harran’da yağmur yağdığında evlerden ve sokaklardan etrafa gül kokuları yayılırdı. Dünyanın ilk İslâm Üniversitesi’nin ev sahibi olan bu kadim Anadolu şehri, matematikçi Sâbit bin Kurrâ, astronom Battânî ve atomun kâşifi Câbir bin Hayyan’ı yetiştiren yerdi…

Harran’da yollar, evler, çatılar, avlular, kuyular ve hatta zaman bile bir dairenin şeklini yansıtıyor. İlçenin bugünkü sakinliğine aldanmayın, çünkü bitmiş değil, daima başa dönen bir zamandır, Harran’da akan… Zira tekrar tekrar anlatılabilecek binbir hikâye gizlidir, onun kadim geçmişinde. Harran’ın simgesi olan ve karınca yuvalarına benzeyen kubbeli konik evler ise binlerce yıllık köklü bir geçmişin izleriyle doludur. Yöreye has mimarî geleneğin ürünü olan bu evler, çevredeki höyük ve ören yerlerinden toplanan taş ve tuğla parçalarıyla inşa edilmiş. Bir zamanlar Harran’a yağmur yağdığında etrafa mis gibi bir gül kokusu yayılırmış. Yolu buraya düşenleri hayran bırakan bu koku, evlerin yapımında kullanılan ve sırrını kimsenin bilmediği bir harçtan kaynaklanırmış.

Güneşin Yurdu

Şanlıurfa’nın 44 kilometre güneydoğusundaki Harran, kendi adıyla anılan bereket yüklü bir ovanın merkezine kurulmuş. Günümüzde ilçeye ulaşmak zahmetli değil. Ancak antik kentin içinden geçip eski Harran’a doğru ilerlerken bambaşka bir gezegene geldiğinizi hissedebilirsiniz. Bir gündüz düşü ya da hayal değil gördüğünüz: Kupkuru ovanın ortasında, karınca yuvalarını andıran kubbeli evler, uçsuz bucaksız sarı topraklar, pamuk ve başak tarlaları… İşte o zaman eski şark masallarında anlatılan eski Harran canlanır gözünüzde: Fillerin gezindiği uçsuz bucaksız ormanlar ve serin asma bahçeleriyle kaplı, sulak ve verimli topraklara sahip, av şenliklerinin düzenlendiği bir Harran… Anadolu ile Akdeniz ve Orta Doğu’yu birleştiren yol üzerinde önemli bir durak noktası olan

Harran’da, yerleşimin M.Ö. 5 binden 13. yüzyıla kadar kesintisiz olarak sürdüğü biliniyor. Çivi yazılı tabletlerde “kervan” veya “göklerin şehri” anlamına gelen “Harranu” olarak anılmış. Kalesini Hititler, surlarını Asurlar yaptırmış. Dahası Hz. İbrahim’de (a.s.) burada yaşamış. Orta Çağ’da İslâm’ın bilim ve düşünce merkezi hâline gelmiş. Sonra Moğollar istila edince bir daha toparlanamamış ve hep geçmişini aramış.

Yazının devamını Yedikıta Dergisi 115. sayısından (Mart 2018) okuyabilirsiniz.

Melih Uslu

Recent Posts

Ashab-ı Kiram ile Bereketlenmiş Diyar Bitlis

Sahabe izleriyle bereket bulan Bitlis, sinesinde kadim medeniyetlerin izlerini taşıyor. Tarihin tabiatla bütünleştiği kadim şehir,…

4 hafta ago

Bulgaristan’da Bir Miras Rotası

Üç Osmanlı şehri, üç ecdat yadigârı cami… Bulgaristan topraklarında gördüklerimiz ve burada yazdıklarımız, bu yolculuğun…

4 hafta ago

İlmin Işığında Kalemin Gölgesinde Nizâmiye Medreseleri

Nizâmiye Medreseleri, bir eğitim kurumundan çok daha fazlasıydı. Sistemli yapısı, vakıf destekli malî gücü, dinî-siyasî…

4 hafta ago

Hafsa Valide Sultan’ın Satırlarında Dua, Hasret ve Zarafet

Cihan devletinin padişahları ve hanedan mensupları arasında kaleme alınan mektuplar, asırlar öncesinden günümüze ulaşarak bizlere…

4 hafta ago

Şehzadeler Güzidesi Mehmed

Estergon seferi dönüşü Edirne’de çadırında konaklayan Kanuni Sultan Süleyman Han, yüreğini yakan bir haberle sarsılmıştı.…

4 hafta ago

Sabırla İşlenen Zarafet Taçkapılar

Anadolu’nun taçkapıları, medeniyetimizin taşa işlenmiş şaheserleridir. Her birinde incelik ve zarafetin yanında, mahir ustaların sabrı…

4 hafta ago