Nadarlar, dünya fotoğrafçılığının seyrine damga vuran bir aile. Paul Nadar da fotoğrafçı babanın fotoğrafçı oğlu. Objektifini Türkistan coğrafyasına çevirdiğinde, zamana sığmayan kareleri ile iki dünyanın hikâyesini buluşturur: Batılı gözü ile Doğu’yu bize sunar…
19. yüzyılın sonlarında dünya hızla küçülüyor, tren rayları ve fotoğraf makineleri, uzakları yakınlaştırıyordu. İşte bu dönemde, Fransa’da Nadar ailesi oldukça popülerdi. Onlar için fotoğrafçılık, aile mesleğiydi ve ortak takma adları olan “Nadar”, uluslararası şöhrete sahip bir marka hâline geldi.
1820 yılında bir yayıncının oğlu olarak dünyaya gelen Gaspard-Félix Tournachon’a, arkadaşı tarafından Nadar takma adı verildi ve daha sonra bunu mahlas olarak kullanmaya başladı. Félix Nadar, kariyerine gazete ve dergilerde yazar olarak başladı, karikatüristlik ve yayıncılık yaptı. Fakat asıl şöhretini, fotoğrafçılık alanında yakaladı. 19. yüzyıl ortası Paris’inin önde gelen sanatçı, yazar ve oyuncularının fotoğraflarını çekmiş ve bu yeni doğan mecrayı sanat dalına dönüştürmeyi başarmıştı.
Nadar, kendisini dünyanın ilk meşhur fotoğrafçısı yapan ilklere imza atmıştı. Günümüzde pek çok alanda kullanılan hava fotoğrafçılığının efsanevî mucidi olarak kabul edilir; bu çekimleri uçakla değil, bir balonla gerçekleştirmişti. Ayrıca 1886’da dünyadaki ilk fotoğraflı röportajı, meşhur kimyacı Michel Eugène Chevreul ile yapmıştı. Yine yeraltında farklı ışık teknikleriyle fotoğraf çekmeyi deneyen de Nadar’dı.
Félix Nadar, kardeşi Adrien’ı da fotoğrafçılığa teşvik etmiş ve beraber çalışmışlardı. Ayrıca oğlu Paul Nadar da babası gibi fotoğrafçılığa ilgiliydi. Ve onun stüdyosunun tek vârisiydi.
Stüdyoda Değil Sahada
Meşhur fotoğrafçı Nadar’ın oğlu Paul Nadar, 1856 yılında doğmuş ve erken yaşlarda fotoğrafçılığa tutku ile bağlanmıştı. 1870’lerde, babasının Rue d’Anjou’daki Paris stüdyosunda çalışmaya başladı. Hem kamera arkasında boy gösteriyor hem de stüdyonun işletme kısmında yardımcı oluyordu. Hatta dünyanın ilk fotoğraflı röportajında onun da imzası var. Babası, kimyacı Michel Eugène Chevreul ile röportaj yaparken, fotoğrafları çeken Paul Nadar’dı.
Yazının tamamını Yedikıta Dergisi 208. sayısından (Aralık 2025) okuyabilirsiniz.
Sahabe izleriyle bereket bulan Bitlis, sinesinde kadim medeniyetlerin izlerini taşıyor. Tarihin tabiatla bütünleştiği kadim şehir,…
Üç Osmanlı şehri, üç ecdat yadigârı cami… Bulgaristan topraklarında gördüklerimiz ve burada yazdıklarımız, bu yolculuğun…
Nizâmiye Medreseleri, bir eğitim kurumundan çok daha fazlasıydı. Sistemli yapısı, vakıf destekli malî gücü, dinî-siyasî…
Cihan devletinin padişahları ve hanedan mensupları arasında kaleme alınan mektuplar, asırlar öncesinden günümüze ulaşarak bizlere…
Estergon seferi dönüşü Edirne’de çadırında konaklayan Kanuni Sultan Süleyman Han, yüreğini yakan bir haberle sarsılmıştı.…
Anadolu’nun taçkapıları, medeniyetimizin taşa işlenmiş şaheserleridir. Her birinde incelik ve zarafetin yanında, mahir ustaların sabrı…
View Comments
Yazınız için teşekkür ederiz farklı bir tarihi konu olması hasebiyle.