Üzeri tozlu, küf kokan bir yazma eser getiriyorlar size. Eseri elinize alıp künyesine baktığınızda, en az yüz yıllık ve Anadolu’nun en ücra köşesindeki bir cami için vakfedilmiş olduğunu anlıyorsunuz. Sonra yazmanın hikâyesini merak edip, detaylıca okumaya başlıyorsunuz…
Tabiatta her şeyin bir hikâyesi, bir hatırası var. Bu hikâyenin öznesi, bazen cansız bir mahlûk olsa da ona asıl değer katan, onun hikâyesini yazanın da yaşatanın da insan olmasıdır. Maksadı, gayesi neyse o kadar kıymetli, o kadar değerlidir. Bahsedeceğimiz eser, bir vakıf eseri ve kıymeti ondan menkul.
Maalesef vakıf eserleri, zaman içerisinde birtakım tahribatlara maruz kalmaktadırlar. Kimisinin vakfı dağılır, nâ-ehil ellere geçer. Kimisi yanar, yok olur. Kimisi de eskiye duyulan düşmanlıktan nasibini alır, yok edilir, bazıları da çalınır; alınıp satılan bir metaya dönüşür.
Sahabe izleriyle bereket bulan Bitlis, sinesinde kadim medeniyetlerin izlerini taşıyor. Tarihin tabiatla bütünleştiği kadim şehir,…
Üç Osmanlı şehri, üç ecdat yadigârı cami… Bulgaristan topraklarında gördüklerimiz ve burada yazdıklarımız, bu yolculuğun…
Nizâmiye Medreseleri, bir eğitim kurumundan çok daha fazlasıydı. Sistemli yapısı, vakıf destekli malî gücü, dinî-siyasî…
Cihan devletinin padişahları ve hanedan mensupları arasında kaleme alınan mektuplar, asırlar öncesinden günümüze ulaşarak bizlere…
Estergon seferi dönüşü Edirne’de çadırında konaklayan Kanuni Sultan Süleyman Han, yüreğini yakan bir haberle sarsılmıştı.…
Anadolu’nun taçkapıları, medeniyetimizin taşa işlenmiş şaheserleridir. Her birinde incelik ve zarafetin yanında, mahir ustaların sabrı…