Şehzadeler Güzidesi Mehmed

Estergon seferi dönüşü Edirne’de çadırında konaklayan Kanuni Sultan Süleyman Han, yüreğini yakan bir haberle sarsılmıştı. Pek sevdiği şehzadesi, ecel şerbetini içmişti. Vefat haberi, gerek sarayda gerekse İstanbul halkında derin üzüntüye sebep olmuş, cenaze merasimi, elim bir hadise olarak hafızalardaki yerini almıştı…

Sultan Süleyman, Estergon seferi dönüşünde ordusuyla Edirne’de konaklamıştı. Padişah, saltanatının 13. yılında zaferlerine bir yenisini daha eklemiş, İstolni Belgrad ve Estergon kalelerini fethetmişti. Üç kıta üstünde toprakları olan kudretli bir devletin hükümdarı olarak saltanat sürüyordu. Elli yaşında, uzun boylu,
ince yapılı, zayıf, esmer tenli, geniş alınlı, iri siyah gözlü, kemerli ve uzunca burunlu, kızıla çalan gür bıyıklı ve ince sakallıydı. Ata binmeyi, avlanmayı çok sever, iyi kılıç kullanır, ok atardı. Sakin, ancak gerektiğinde sert tedbirler uygulayabilecek bir mizacı vardı. Devlet işlerini, etrafındaki adamlarıyla istişare ederek yürütürdü. Osmanlı sultanları içinde en çok gazel yazan divan sahibi bir şairdi.

Ordugâhın hâkim bir noktasında padişahın otağı kurulmuş, etrafında ise aşılamaz bir koruma kalkanı oluşturulmuştu. Otağ, seyyar bir saray gibiydi. Padişahın ihtiyaçlarını giderdiği beş altı çadırın yanı sıra sarayındaki taht salonu benzeri, değerli kumaşlardan imal edilmiş, işlemelerle süslü, geniş ve gösterişli bir çadır da vardı. Bu çadırlar, geniş bir alana kurulur, etrafı da yine belli yükseklikte renkli kumaşlarla çevrilirdi. Padişah, ordusuyla sefere çıktığında, otağı da çift olarak götürülürdü. Birisi daima, önden giden çadır mehterleri denilen görevliler tarafından bir sonraki konaklama yerinde kurulur ve padişahın gelişinde hazır bulundurulurdu.

Sükûneti Bozan Hareketlilik

Ordugâhta dinlenen askerlerde, derin bir sessizlik ve sarsılmaz bir disiplin hâkimdi. Bu durum, yabancı gözlemcilerin çok dikkatini çekmiş ve onları her zaman hayrete düşürmüştür. Bu sessizliği, dörtnala gelen bir atın kişnemesi bozdu. Nöbetçiler tarafından durdurulup sorgulanan atlı, doğrudan veziriazamın bulunduğu çadıra yönlendirildi. Ulak, Manisa’dan geliyordu ve çok önemli bir haber taşıyordu. Bu sebeple veziriazamın çadırına götürüldü.

Yazının tamamını Yedikıta Dergisi 209. sayısından (Ocak 2026) okuyabilirsiniz.

Hüseyin Akagündüz

Recent Posts

İslâm Medeniyetinin Gençlik Aşısı Fütüvvet

Asırlar boyunca İslâm medeniyetinin manevî omurgasını oluşturan fütüvvet ve onun Anadolu’daki tezahürü olan Ahilik, gençliği…

2 hafta ago

“Gör Şimdi Top Atışı Nasıl Olurmuş!”

Küçük bir gemi reisliğinden kaptan-ı deryalığa kadar yükselen Barbaros Hayreddin Paşa, Akdeniz’in her köşesinde yankılanan…

2 hafta ago

Divanyolu

Tarihin engin hatıralarını barındırır Divanyolu. Yerebatan Sarnıcı’ndan yola çıksanız, yol boyu sağlı sollu pek çok…

2 hafta ago

Kânî Efendi’nin İstanbul Sevdası

Kânî Efendi’nin gönlündeki İstanbul’a gitme sevdası karşısında herkes, aklıyla konuşmuştu ama o, gönlüyle yürümüştü…

2 hafta ago

Selçuklu Çağında Tefsir İlmi ve Selçuklu Müfessirleri

Selçuklu dönemi, tefsir ilminin müstakil bir disiplin olarak şekillendiği, farklı coğrafyalarda ihtiyaçlara cevap veren zengin…

2 hafta ago

Çatalca’nın Tarihî Surları

İstanbul’un ihtişamlı tarihinin gölgesinde kalan Çatalca Surları, şehrin dış savunma hattının bir parçası olarak beşinci…

2 hafta ago