Olimpiyat oyunları modern manada ilk olarak 1896’da Yunanistan’da düzenlenmişti. İlk defa 1906 yılında oyunlara davet edilen Osmanlı Devleti resmi olarak oyunlara katılmayı reddetmişti… Günümüzde de devam ettirtilen olimpiyat geleneği acaba sadece bir oyundan mı ibarettir?
Türkiye gündemini işgal eden taze bir fenomenle karşı karşıyayız: Olimpiyat Oyunları! Modern zamanların ilk oyunlarından bu yana (1896, Atina) sözüm ona “dünya barışına hizmet eden olimpiyatlara hiç ev sahipliği yap(a)mamış olan Türkiye 2020 oyunları için ortaya atılan 3 adaydan birisi. 2008 oyunları için hevesle girişilen propaganda sonuçsuz kalmış ve oyunları Pekin’e kaptırmıştı İstanbul; hatırlarsınız. Bu defa mevcut 3 aday arasında (diğerleri Tokyo ve Madrid) dünya spor kamuoyunun favorisi! Güncel birtakım bilgilerden sonra Osmanlıların olimpiyat macerasına temas edelim; fakat elbette önce “Olimpiyat” ne demek, bu isim altında düzenlenen oyunların menşei ve amacı ne, antik Yunan’da başladığını bildiğimiz bu geleneğin modern zamanlarda ihyasında gaye neydi gibi sorulara cevaplar bulalım.
OLİMPİYATLARIN GELİRLERİ PAPAZLARA!
Olimpiyat, aslında Yunanistan’ın batısındaki Elis kentinde bulunan Olimpia’da düzenlenen cemiyetlerin adıydı. Modern olimpiyatlardan önce kaleme aldığı “Lügât-i Târihiyye ve Coğrafiyye” adlı kitabında Ahmed Rifat Bey “Olimpik” maddesinde meseleyi oldukça açık bir biçimde ortaya koyuyor:
“Eski Yunanîlerin Yunanistan’da Olimpia sahrasında ilah itikat ettikleri Zeus’un (Rifat Bey “Zefus” diyor) namına dört senede bir kere yaptıkları cemiyetin ismidir. Bu cemiyetlerde türlü türlü oyunlar ve güreşler ve müsabaka ve mübarezeler yaparlar ve hâsıl olan ecr u mesûbâtı ve züvvârdan alınan paraları Zeus mabedinin papazlarına verirlerdi.”
Yazının devamını Yedikıta Dergisi Eylül (61. Sayı 2013) sayısından okuyabilirsiniz.
Asırlar boyunca İslâm medeniyetinin manevî omurgasını oluşturan fütüvvet ve onun Anadolu’daki tezahürü olan Ahilik, gençliği…
Küçük bir gemi reisliğinden kaptan-ı deryalığa kadar yükselen Barbaros Hayreddin Paşa, Akdeniz’in her köşesinde yankılanan…
Tarihin engin hatıralarını barındırır Divanyolu. Yerebatan Sarnıcı’ndan yola çıksanız, yol boyu sağlı sollu pek çok…
Kânî Efendi’nin gönlündeki İstanbul’a gitme sevdası karşısında herkes, aklıyla konuşmuştu ama o, gönlüyle yürümüştü…
Selçuklu dönemi, tefsir ilminin müstakil bir disiplin olarak şekillendiği, farklı coğrafyalarda ihtiyaçlara cevap veren zengin…
İstanbul’un ihtişamlı tarihinin gölgesinde kalan Çatalca Surları, şehrin dış savunma hattının bir parçası olarak beşinci…