Kalemi güçlü olduğu kadar, bedenen de kuvvetli olan Ahmed Midhat Efendi, devrin gazetecilerinden Lastik Said Bey’le bir fikir tartışmasına girmişti. Ancak durumun aleyhine döndüğünü anlayınca, tartışmadan vazgeçmesi için ona ikazlarda bulunmuştu. Ahmed Midhat Efendi, bir netice alamayacağını anlayınca, Cağaloğlu yokuşunda rakibinin karşısında boy gösterecekti…
Tanzimat edebiyatının önde gelen yazar ve mütercimlerinden Ahmet Midhat Efendi, ömrünü âdeta yazmaya adamıştı. Sadece telif ettiği kitaplarının sayısı iki yüzden fazladır. Devrin bir diğer edibi Cenap Şehabettin, kendisi hakkında “Kırk beygir kuvvetinde bir makine!” demiştir demesine ama onun bu sözünde, Ahmet Midhat Efendi’yi yüceltmekten çok, hor görmek vardır esasında. Çünkü Cenap Şehabettin’e göre, kendilerinin çok süslü, sanatlı ve gösterişli yazılarının yanında bu halk yazarının eserleri pek sönük, pek sade kalıyordu. Sade ve herkesçe anlaşılabilir bir dil kullanmak ise Cenap Şehabettin gibi yazarlar için büyük kusurdu.
Basit, Sade, Anlaşılır…
Ahmet Midhat Efendi’nin hakkında söylenenler yanlış değildi. Bunu kendisi de inkâr etmiyordu. Öyle sanatkarlık etmek, ağdalı ve gösterişli bir dil kullanmak gibi derdi yoktu. O, halk için ve halka dönük olarak kalem oynatmıştı. Edebiyatı, toplumu eğitmek için bir araç olarak görüyordu. Devir ise edebiyat ve sanat üzerine tartışmaların zirvede olduğu, gazetelerde boy boy makale ve fikir yazılarının yayınlandığı yıllardı. Midhat Efendi, zamanının en büyük gazetesi Tercüman-ı Hakikat’ın sahibi ve başyazarıydı. Burada sanat, edebiyat ve siyaset hakkında yazılar yayınlıyor, edebî tartışmalara cevaplar veriyordu.
Sen misin Evime Giren!
Ahmet Midhat Efendi’nin kalemi gibi bileği de bir hayli kuvvetliydi. Pehlivan yapılı, iri yarı ve uzun boyluydu. Yeri geldiğinde yumruğunu ve sopasını kullanmaktan geri durmazdı. Bunun pek çok örneği bulunmaktaydı.
Bir seferinde Midhat Efendi’nin Beykoz dolaylarındaki çiftliğine hırsız girer. Ayak seslerini duyup uykusundan uyanan efendi, usulca arkadan yanaşır, hırsızı ensesinden yakalar. Tokmak gibi elleriyle hırsızı evire çevire döver, adamı âdeta pestile çevirir. Bu sefer onun ağlayıp sızlanması karşısında acıyıp, neredeyse kendisi de ağlayacak hâle gelir. Ona, rızkını helâlinden kazanması hususunda uzun uzun nasihat ettikten sonra, bizzat çiftliğinde hizmete alır ve gariptir ki oraya hırsızlık için giren adam, yirmi yıla yakın bir süre bu çiftlikte sadakatle hizmet eder.
Yazının tamamını Yedikıta Dergisi 212. sayısından (Nisan 2026) okuyabilirsiniz.
01Osmanoğulları’nın ilk büyük payitahtı, Osmanlı’nın dibacesi ve beylikten devlete geçişin müjdeleyicisi Bursa; yeşili ve suyuyla…
Şeyh Üftâde (1490-1580) Hazretleri, daha doğumunda görülen müjdeli bir rüyanın işaret ettiği üzere, zühdü, takvâsı…
Bugün İslâm medeniyetinden söz edebiliyorsak, bunu Medine-i Münevvere’ye borçluyuz diyebiliriz. Zira İslâmî kültürün tekâmül etmeye…
Yazmak, bilgiyi kalıcı hâle getirmek ve nesiller boyunca paylaşmanın en sağlam yoludur. Müstensihlerden şapograf makinelerine…
Mustafa Râkım Efendi, Osmanlı hattatlığında celî sülüs ve tuğrada çığır açan müstesna bir üstattır.
Kısıklı Abdullah Ağa Camii, yüzyıllar boyunca depremlerle sınanmış, tamiratlarla yenilenmiş; vakıf geleneği ve mahalle hafızasıyla…