Kapak

İzmir Kalesi’nin Kayıp Kitabesi

Kitabeler, tarihî binaların kimlik kartları olduğu kadar aynı zamanda o binanın ve hatta beldenin aidiyetlik, sanat ve medeniyet nişanesidirler. Kitabeler üzerine yaptığı çalışmalarla adından söz ettiren yazarımız, bu sefer çalkantılı bir tarihî geçmişe sahip İzmir’de, şehrin mührü mesabesindeki Fatih devrine ait kale kitabe sini ve keşif hikâyesini sizler için kaleme aldı…

İzmir, vaktiyle Bizans İmparatorluğu’nun önemli liman şehirlerden biriydi. Malazgirt Zaferi’nden sonra, “ilk Türk amirali” olan Çaka Bey tarafından fethedildiyse de onun vefatından sonra tekrar Bizanslılar’ın eline geçmişti. Aydınoğlu Umur Bey, İzmir’i 1328’de tekrar fethetti. Fakat şehir, 1344’te Venedik, Cenova ve Rodos birliklerinden müteşekkil Hıristiyan donanması tarafından geri alındı.

Aslında bu mücadele Ankara Savaşı’na (1402) kadar Hıristiyanların kontrolünde kalmış sahil kesimi için verilmekteydi. İzmir’in iç kısımları ise Müslümanların idaresindeydi. Şöyle ki; İzmir limanı 1344 tarihinde Rodos Şövalyeleri tarafından ele geçirilince Aydınoğulları, sahilden biraz daha içeride yeni bir şehir kurmuşlar ve buraya da “Müslüman İzmiri” demişlerdi. Sahilde Hıristiyan idaresinde kalmış şehre ise Türkler arasında “Gâvur İzmiri” deniliyordu.

Nasip Timur’unmuş…

1402 yılında Orta Asya’dan gelen Emir Timur, Osmanlı Sultanı Yıldırım Bayezid ile yaptığı Ankara Savaşı’nda Osmanlıları mağlup edip, önce Bursa’yı ele geçirdi. Sonra da 58 senedir Rodos Şövalyeleri elinde olan ve alınamayan İzmir’i fethetmek üzere yola çıktı. Önce Haçlı kalesine İslâm’ı kabul etmelerini bu da olmazsa İslâm sancağını kalelerine asıp, kendisine itaat etmelerini teklif etti. Kabul edilmezse hepsini kılıçtan geçireceğini de belirtti. Teklif kabul edilmeyince Timur muhasarayı başlattı. 10-15 gün sonra kalenin dayanacak gücü kalmayınca içerideki Haçlı şövalye ve askerleri kıyıya demirli gemilerine binerek kaçtılar. Kaledeki diğer mahsurlar ise Timurluların kılıçlarından kurtulamadı. Kale ve içindeki evler yıktırıldı. Timur, Aydınoğulları’na eski topraklarını ve İzmir’i geri verdi. Beyliğin başına İsa Bey’in oğlu Musa Bey, onun kısa süre sonra vefatı üzerine de İkinci Umur Bey geçti (1403). Bundan sonra İzmir, Sultan İkinci Murad devrine kadar bir beylik olarak varlığını devam ettirecekti.

Yazının devamını Yedikıta Dergisi 110. sayısından (Ekim 2017) okuyabilirsiniz.

Mehmet Tütüncü

Recent Posts

Ateşin ve Toprağın Buluştuğu Sanat Çini

Orta Asya bozkırlarından Anadolu topraklarına uzanan bin yıllık kültür mirası çini, Selçuklu’nun ihtişamlı kubbelerinden, Osmanlı’nın…

4 gün ago

İsveç’in Osmanlı Gemileri Yaramaz ve Yıldırım

Büyük Kuzey Savaşı (1700-1721), tarihimizde pek bilinmez. Ancak İsveç kralı 12. Karl’ı iyi biliriz. Nam-ı…

4 gün ago

Leman Gölü Kıyısında Orta Çağ’a Yolculuk Yvoire Thonon Evian

Avrupa’nın en büyük göllerinden birinin kıyısında; bir yanımızda tatlı suyun maviliği, diğer yanda Alp Dağları’nın…

4 gün ago

Haremeyn’in Gölgesi Düşen Haneler Hacı Evleri

Hac yolculuğu, eskiden yalnızca bir ibadet değil; şehir hayatında, evlerde ve mahallelerde iz bırakan önemli…

4 gün ago

Çininin Altın Çağı İznik ve Kütahya Çinileri

İznik’te üretilen çiniler, Osmanlı çiniciliğinin ulaştığı sanat seviyesinin en parlak örneklerini temsil eder. İznik atölyelerinin…

4 gün ago

İznik’in Sırrı Mercan Kırmızısı

İznik çini sanatını ayrıcalıklı kılan husus, mercan kırmızısıdır. Yüzyıllar boyunca İznik çinilerinin en büyük sırrı…

4 gün ago