Bugün İslâm medeniyetinden söz edebiliyorsak, bunu Medine-i Münevvere’ye borçluyuz diyebiliriz. Zira İslâmî kültürün tekâmül etmeye başladığı nokta, bu mukaddes beldedir. İslâm tarihine şöyle bir dönüp baktığımızda, dünya tarihini de derinden etkileyen ilmî, siyasî ve ekonomik dönüşümler, Medine-i Münevvere’de başlamıştır…
Bir kelime ki, asırlardır insanlığı karakterize etmekte ve beşeriyeti, ilim ile fendeki serüveninde, şehirlileşmeye sevk etmekteydi. “Medine” kelimesi, şehri ifade ederken “medeniyet” her defasında şehirlileşmek manasındaydı. Arapçada kökeni, medine ile aynı olan medeniyet kelimesini; “insanlığın yararına imar etmek” olarak tarif eder büyük zatlar. Bu yüksek mimari anlayışın tabii sonucu olarak, İslâm medeniyeti, kâmilen bir şehir medeniyeti olarak temayüz etmiş ve ilk dönemlerinden itibaren “dört başı mamur” şehirler inşa etmiştir. İslâm’ın doğuşu da böyle bir ortamda olmuştur diyebiliriz.
Ordugâh Şehirlerden Kültür Yuvalarına
Fatih ve gazilerin uğrak mekânları, hicret yurtları ve cündler (askerî bölgeler), Emevîlerle birlikte medenî merkezlere dönüşümlerini gerçekleştiriyorlardı. Fatihlerin, fetihten sonraki en mühim vazifesi, imarı hızlandırmak ve insanları topluluklar hâlinde hidayete davet etmekti. Bunun en etkili yolu ise insanları şehre davetti. İslâm kültür ve medeniyetinin oluşum ve gelişim çağı, Emevîler devrine rast geldiğinden, pek çok şehir, bu hanedan zamanında hak ettiği muasırlık mertebesine yükselmişti.
Beşeriyetin tarihî seyrine baktığımızda müşahede etmekteyiz ki; Batılılar tarafından “münbit hilal” olarak zikredilen Arabistan Çölü’nün kuzeyinde gerçekleşen tarihî hadiseler ve göçler, bedevî kabileleri, medeniyet dalgasına doğru yönlendirmekteydi. İşte bu medenileşme rüzgârı içerisinde siyaset, yönetim, hukuk ve edebiyat gibi sahalarda dehalar yetiştiren de Kureyş’in ta kendisiydi. Merkez ise Medine-i Münevvere idi.
Yazının tamamını Yedikıta Dergisi 212. sayısından (Nisan 2026) okuyabilirsiniz.
01Osmanoğulları’nın ilk büyük payitahtı, Osmanlı’nın dibacesi ve beylikten devlete geçişin müjdeleyicisi Bursa; yeşili ve suyuyla…
Şeyh Üftâde (1490-1580) Hazretleri, daha doğumunda görülen müjdeli bir rüyanın işaret ettiği üzere, zühdü, takvâsı…
Yazmak, bilgiyi kalıcı hâle getirmek ve nesiller boyunca paylaşmanın en sağlam yoludur. Müstensihlerden şapograf makinelerine…
Mustafa Râkım Efendi, Osmanlı hattatlığında celî sülüs ve tuğrada çığır açan müstesna bir üstattır.
Kalemi güçlü olduğu kadar, bedenen de kuvvetli olan Ahmed Midhat Efendi, devrin gazetecilerinden Lastik Said…
Kısıklı Abdullah Ağa Camii, yüzyıllar boyunca depremlerle sınanmış, tamiratlarla yenilenmiş; vakıf geleneği ve mahalle hafızasıyla…